29 Mart 2015 Pazar

Yeni eve Merhaba


Bu neyin fotoğrafı olabilir en ufak fikriniz var mı acaba ?


Bazen farklı bir ülkede yaşasaydım nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum .
Mesela Mauritius gibi bir ada'da yaşasaydım  zamanında sırasıyla Portekiz  Fransız İngiliz  sömürgesi olan  hint okyanusunda bir ada ülkesinde , Muhtemelen ekvatorda da yakın olacağım için 365 gün tatil havasında olurdum. Hem Fransızca hem İngilizce bilirdim ufak bir tropikal ada olduğu için  bu şekilde iş hayatı gibi bir terim hayatımda yer almazdı hayat daha mı kolay olurdu bilmiyorum
Ya da norveç'in ufak bir kasabası olan hammfest'te yaşasaydım , gündüzleri balıkçılık yapar geceleri ise özel kutup giysimi giyer elime kahvemi alır dünyanın bence en büyük harikalarından biri olan kuzey(kutup) ışıklarını izlerdim
Amerika'da ,meksika ya da pakistan 'da yaşamım nasıl olurdu dye sormadan edemiyorum ama her seferinde  bir şekilde sürer giderdi diyorum kendi kendime ..  ne için ? Neden ? Bütün amaç bu mu ? Sorularının bilinmezliği içinde yıllarımın nasıl geçip gittiğini basit bir aynadan izlerdim .
İşte bütün bir yol boyunca bunları düşündüm aslında bütün amacım  içinme sinmeyen evi içine sindirmekti ama sanıyorun pek başarılı olamadım :) nasıl olabilirim kii eve girmemle birlikte çok değerli çok sevdiğim(!) eklembacaklıgillerden oluşan bir karşılama komitesi karşıladı beni !!! Hem de sağolsunlar " yalnız " bırakmamak amacıyla bütün bir eve dağılmışlar . Tamam kabul hayvanseveriz dedik ama sonuçta her şey gibi o da bi yere kadar değil mi ? Yani sabahları kalktığımda ekmeğimi hamam böceğiyle gece de kitabımı bir gümüşcünle paylaşmak istemem :)

Bugünlerde geçecek barış ilan edeceğiz elbette o zamana kadar da hayatın olağan akışı içinde bu eve de alışacağım. Alışmak. Tanrının insana verdiği en büyük iki şeyden biri . Diğeri ise "unutmak " her şeyin hatırlandığı hiçbir şeyin unutulmadığı bir dünya azap içinde geçerdi. 

Son olarak paylaştığım fotoğrafın ne olduğu hakkında ne düşündünüz bilmiyorum ama adı "kayadaki yaşam" zira yukarıdaki estantane bir kayanın üstündeki yosunlardan ibaret . Her şekilde yaşam insanı bir yerlerden yakalıyor sadece yer ve zaman farklı :) 

23 Mart 2015 Pazartesi

Gezgin Ruhum

Paris- Montmartre Tepesi civarları

Gezgindim yine bu hafta sonu .. ruhum gezgindi şöyle bi Türkiye'nin güneyinden başladı an itibariyle paristeki bir kafede sonlandırdı gezisini 




 Passenger-Iggy Pop


18 Mart 2015 Çarşamba

Hayvan seveler Bir Bakabilirler mi Acaba ?

Hayvan sever ve kendini hayvan sever sananlar sizlerden ufak bir ricam var belki uygulamaya koyamasanız bile en azından üzerinde biraz düşünmenizi isterim.

Hayvanlar ve hayvanları besleme konusunda sanıyorum diğer insanlar biraz daha farklı düşünüyorum .(Tamam kabul epey farklı düşünüyorum ) Bana göre bir hayvanı evine alıp beslemek kadar korkutucu bir şey yok , korkutucu diyorum zira bir canlıyı eve getiriyorsunuz ve dışardaki hayatla bağını sadece sizin belirleyebileceğiniz bir kaç saatle sınırlıyorsunuz . Bu acımasızlık değil mi ? 
Biliyorum bütün hayvanları dışarıya da bırakamayız özellikle de Ülkemizde böylesine kötü olaylar oluyorken ama yine de evine alıp beslemekte bana göre değil süs bitkisi muamelesi yapılıyor resmen
Elbette evinde bu şekilde beslemeyen yoktur onlara sözüm yok ama geneli böyle mesela kuş alıyorlar (çocukları istediği için ki genelde çocuğun hevesi gidince o kuş serbest bırakılır ya da aç-susuzluğa mahkum edilir ) kuş bu adı üstünde uçmayan kuş olur mu , biraz sevip face'de insta'da bir iki fotoğraf koyulur bir kaç gün profi pic.  yapılır sonrasında o kuş kafesinden 1 saat dışarı salınırsa ne mutlu kuşa , çok sesi var diye üstü örtülür düşünün kafesinden çıkartılmıyor üstüne örtü örtülüyor canlı canlı bir şeyi tabuta koymaktan ne farkı var bunun ?!
Ya da evde beslenmeye "çalışılan" hamster cinsi fareler ile tavşanların çektiği eziyetlere ne demeli .. sırf evin orasını burasını kemiriyor diye yine hayvanları kutusundan çıkartılmıyor , Bi tık ötesi de o kdar sevmelerine rağmen kafeslerini , kutularını temizlemeyen sahipler çıkıyor kendi arkadaşımdan biliyorum kız hamster'ı eline alma korkusu olduğu için hayvancağızın 4 aya yakın bir süre kafesi temizlenmemişti . Bu mu hayvanseverlik ? Eziyetten başka bir şey değil..

Sadece evcil hayvanlarda değil hayvanseverlik adı altında at çiftliklerine gidiliyor yarım saatliği bilmem kaç liraya "hayvansever" olduğunuz için ata biniyorsunuz o süre bitince de atlar tekrar haralarına geri dönüyor . Bir keresinde kahvaltı salonu ama aynı zamanda at çiftliği olan bir yerde bulunma saçmalığında bulundum . Daha önce de duymuştum at çiftlikleri hakkında nasıl eziyet yapıldığını ama kendi gözlerimle görmek daha kötüydü . Görevlilerden birine bu atları ayrıca dışarı çıkarıyor musunuz, gezebiliyorlar mı dedim adam gayet lakayıt "yoo gerek yok ki" dedi . Gerek YOKMUŞ ! Madem gezdirmiyorsun bari utan sıkıl öyle cevap ver  adam gayet pişkin pişkin cevap veriyor böylelerini koyacaksın bir ahıra günlerce dışarı çıkrmayacaksın görecekler gerek varmıymış yokmuymuş..
Yine anı şekilde kedi ve köpek besleyenler evde çok tüyü dökülüyor ya da evi kokutuyor diye balkonda bakıyorlar  kış yaz demeden o hayvan soğukta ya da güneşin bağrında sahibi bir iki saat yanına uğrasın da onu sevsin, dışarı çıkarsın diye bekliyor .. Ben buna hayvanseverlik diyemem kimse kusura bakmasın .
Şimdi diyeceksiniz ki ee o zaman napalım pet shopların durumunu biliyorsun evet Biliyorum  oralar kendi evlerimizden de kötü , Fakat iyi bir proje ve yapılanma ile hayvanlar için de güzel barınaklar yapılabilir. Veya illa beslemek isteyenler benim yapacağım gibi düşünebilirler.
(Ben hep kedi beslemek istemişimdir kendilerine has bir yapıları var bi kere bağımsızlar onlara hiçbir şeyi zoraki yaptıramazsınız :) ) 

Ama yukarıdaki düşüncem sebebiyle ve evimin de bu düşünceme uygun olmadığından dolayı hiçbir zaman fırsatım olmadı . Şimdiler de yeni bir eve taşındım aslında  ilk eve girdiğimde  çok içime sinmemişti ama sonraa bir baktım ki arkada bir bahçesi var  ne kadar mutlu oldum anlatamam artık bir kedi besleyebileceğim ama bunun öncsinde nasıl bebek sahibi olacaklar ön bilgi olarak bir şeyler okuyor araştırıyorsa onu yapmam gerekli  olduğunu düşünüyorum zira  o da bir canlı sizin yardımınıza ihtiyacı olabilecek olan bir canlı bakım adı altında işkence yapmak istemem ve dahası hiçbir zaman eve kapatma gibi bir lüksüm olamaz

Diyeceğim o ki sizler de gerçek bir hayvanseverseniz , lütfen ama lütfen hayvanlarınızı eve kapatmayın hayat o kadar güzel ki hiçbir canlının bu güzellikten mahrum kalmasına sebep olmayın
son olarak sevgiye doyamayan dünyanın en tatlı şeyi olarak gördüğüm kediciklerle ilgili bir video paylaşmak istedim 


Not : Yeri gelmişken ne kadar dikkate alındığı tartışılır da olsa böyle bir imza kampanyası başlatılmış umarım yetkililer duyar . Umarım.  tık tık

14 Mart 2015 Cumartesi

KIŞ UYKUSUNU Sevmeyen Bizden Değildir

   


     Söze nereden başlasam bilemiyorum benim açımdan böylesine bir çarpıcı bir film çekileceğini açıkçası hiç tahmin etmezdim .Hayatın benimle bir oyunu varmış gibi tam da ne nasıl nerede olcaktır diye kendime sorarken bir anda önüme benim yıllar sonraki halimi çıkarıverdi .Hayat mı çıkardı ?Hayır tabiki.. Bir NURİ BİLGE CEYLAN klasiği diyorum ben ona ; Bir Zamanlar Anadolu'da filmden de beni aynı bu şekilde yıkıp geçmişti . Ortak o kadar çok şey buluyorum ki filmlerini izlerken "işte diyorum ben de çekseydim aynen böyle çekerdim bunu derdim şunu yapardım. " Karakterleri her filmde farklı olsa da sözleri replikleri , "Ben Nuri Bilge'nin elinden çıktım " diye bağırıyor .196 dakikalık film bitmesin istiyor insan ister istemez , Senaryo , kurgu , oyuncunların performansı , replikleri , oyuncuların seçimi her şey her şeyiyle bir bütün ne eksik ne fazla o kadar yalın o kadar derin ki  kimi yerde güldürüyor kimi yer de düşündürüyor , evet gülüyorum filmlerinde çünkü bu kadar da olmaz diyorum ister istemez bu kadarını da düşünmüş olamaz benim hayatımı öncesinde yaşamış ihtimali mi var diye soruyorum. Hiçbir zaman değişmeyecek olan bir ortak yönümüz zaten var o kesin ama insanın yazdığı karakterler bu kadar mı uyar seçtiği müzikler bu kadar mı denk gelir , şaşırıyorum ve gülümsüyorum  Filmi izlerken  adeta insanı film içine alıyor  onlar tartışıyorken kendinizi bir hakem olarak buluveriyorsunuz "aa bak burada Aydın haklı " " yok yok aslında Necla haklı" derken film bitiyor sonra benim gibi kime anlatsam ne desem herkes izlemeli izlemeyen kalmamalı diye bir koşuşturma başlıyor :)
İzlemeyen okuyucum var mı bilmiyorum ama sevgili okuyucu bak burdan diyorum sana "İzle" , izle yahu o kadar saçma sapan izlediğin filmlerin arasında biraz film zevkin yerine gelsin , film nasıl çekilirmiş gör bakalım bi :)
O kadar övdün neden diye sorabilirsiniz , palme d'or aldığından ya da diğer ödülleri aldığından değil ( aldığı bütün ödülleri sonuna kadar hak ediyor o ayrı ) kesinlikle değil eğer dünyanın en kötü filmi budur deseler en yine dimdik durup hayır N.Bilge bir diğerini yapana kadar en iyisi bu derim .Derim çünkü bence sinemada kişiyi etkileyen asıl önemli şey  kendisinden bir şeyler bulabilmesidir. Asıl o zaman kalıcı bir etkileyiciliğe sahip olur yoksa yoğun bir dram veyahut komedi gelip geçici kişiyi anlık o kadar etkilemekten öteye geçemez .Benim Allah'ımm ne harika diyaloglar dediğim bir filmde bir başkası ne sıkıcı diyaloglar diyebilir bu onların bakış açısıdır hayata karşı duruşlarıdır , bu filmde de  üç farklı karakterin hayata duruşlarını açık bir şekilde görüyoruz , üç farklı karakter üç ayrı dünya tek bir mekan , herkesin eşit olmadığı bu dünyada yaşamayan çalışan iki farklı kesim  , sıradan bir emeklilik hayatının sıkıcı bir dille anlatımından öte bir toplumun genel geçer kabullenişlerini anlatmış insanın içindeki gerçek kişiyle yüzleşmesini ,insanların birbiriyle yüzleşmesini görüyoruz

****DİKKAT Spoiler************************************************

Bir filme başlamadan önce eğer ki sevdiğim bildiğim yönetmense film hakkında hiçbir şey bilmek istemem ne konusunu ne oyuncularının isimlerini salt ilmi izlerken öğrenmek isterim böyle düşünenler olabileceği için şimdiden uyarımı yapayım ,

Film de üç ana karakter ve iki farklı dünya var .Aydın , Necla, Nihal arasındaki tartışmaları izlerken insan kendisini sorguluyor Aydın ve diğer ya oyuncular arasındaki diyalogları izlerken de  insan çevresini yaşadığı bu Dünya'yı sorguluyor.
Ben filmde kim ne eleştiri getirirse getirsin Aydın karakterini kendime yakın hatta aynı hissettim açık olmak gerek ,bütün iyi ve kötü yönleriyle benziyor muyum evet. Kaldı ki Aydın karakterinin ben çokta bencil olduğunu düşünmüyorum ,zaten izlediğinizde göreceksiniz , herkes tutturmuş bir bencilliktir gidiyor ama anlamıyorlar ki o onun hayatı ve nasıl mutlu olacaksa öyle yaşıyor. "Benim evim kitaplarımın olduğu bu küçük oda neresiyse orasıdır" diyor .Bu replik aslında özetliyor ama çoğu herkes gerçek hayatta okduğu gibi yüzeysel yaftalarını yapıştıtıyor ,"bencil ve kibirli" öyle olduğunu düşünmüyorum ya da eğer bencillik ve kibirlilik buysa yazının en başında söylediğim gibi benim de sonum böyle olacak demektir .Adamın iyi bir eğitim almış olması yurt dışında bulunmuş ,  yüksek gelirli bir aktör olarak doğmuş olması onun suçu mu ? Basit bir düşünce olduğunu düşünebilirsiniz ama şu var bu bir çeşit hesaplaşmadır , çalışan bir yerlere gelen insanlarla onu çekemeyen (bknz karısı nihal ) insanlar arasındaki çekişmedir. Onun çalışıp didinerek bi yerlere gelmiş olması onun kibrini , bencilliğini göstermez, kibir SADECE onu çekemeyenlerin ona taktıkları bir sıfattan öteye gidemez .Toplumdaki diğer insanların hoşlandığı toplantıları sevmiyor olması onu kibirli değil farklı yapar , yalnız yapar yalnızlığını hissedince arkaya dönüp baktığında ise görebildiği tek şey yanında olmasını istediği insanlar çoktan onu kibirli olarak yaftalamış , çekilmez adam ilan etmişl olduğudur  .Halbuki tek sorunları ortak olmayan zevkler ve ulaşılamamış bütün hayallerin o kişi tarafından ulaşılmış olmasından başka bir şey değildir.
Neysee , Onun dışında nefis bir Yılkı atı sahnesi var ki sormayın kimisi bu sahneyi bir metafor olarak görmüş Aydın karakterinin ne kadar güçlü olduğunu göstermek istemesi gibisinden yorumlamış falan ama ben pek katılmıyorum bu düşünceye belki de dediğim gibi kendime benzettiğim için bir yere koydum bu karakteri ve o yüzden objektif olamıyor olabilirim  bilmiyorum .Tabi bunda filmin sonlarına doğru Yılkı atını serbest bırakmasını da etkisi yok değil. Her ne kadar bir tavşan katili olsa da karakterin aslında güç göstermekten öte dışardaki diğer insanlarla arasındaki uyumu yakalamaya çalışması olarak görmek gerekli , Tavşanı öldürme sahnesini de N.Bilge o kadar iyi anlatmış ki bir ayağında çizmesi diğerinde yalın ayak elinde tüfeği .. Sonrasında tavşanın can çekişmesi .. Anlatılır gibi değil izleyin
Haluk Bilginer'in oyunculuğu  da  enfes , bir an Aydın mı Haluk ,Haluk mu Aydın bilemiyorsunuz . Özellikle Necla ile Aydın'ın hesaplaştıkları sahne bir harika  iki kere izlenecek başa sarıp sarıp izlenecek bir sahne olmuş .

Nihal karakterinden nefret ettim açık ve net .Melisa Sözen harika oynamış ona kesinlikle bir sözüm yok senaryo muhteşem yazmış ama benimkisi oynadığı karakterle ilgili , (demiştim ya ben bu filmi içselleştirdim dolayısıyla tamamen objektif bir eleştiri yapamıyorum ama gerekte yok  neticesinde sinema eleştirmeni değilim ) maalesef günlük yaşantımızda da böyle şükürsüzler , memnuniyetsizler bi dolu .. Benim Aydın gibi bir eşim olacak dünyanın en mutlu insanı olurum , filmde yaş farkı olduğundan dolayı değil dese de bence bu sevimsiz halleri ondan kaynaklı .Bir de şu soruyu sormadan edemiyorum N.Bilge ile eşi arasında da bu kadar yaş farkı var acaba , ikisi arasındaki sorunların bir yansıması olmuş  bir esinlenme olmuş olabilir mi ,yoksa sonunda yazdığı gibi sadece  Çehov'un hikayelerinin sonucu mu demeliyiz ? Ama cidden izlerken onu hissediyorsunuz bir romannın akıcılığı var üstünde

Necla karakterine gelirsek , ah Demet Akbağ ne kadar doğal oynamış ne kadar içtendi o haraketleri falan ,kardeş ilişkileri bu kadar mı güzel anlatılır. Kesinlikle doğru tespitler yapılmış kardeşler birbirine benzemez doğru nasıl benzesin iki farklı insanın birleşiminden meydana gelen iki insanın aynı olmasına imkan yoktur . Biri filmdeki gibi emeklisi gelmesine rağmen hala çalışıp didinen diğeri ise çoktan hayattan ümidi bitmiş bir insan iki zıt karakter abartılmadan o muhteşem diyaloglarla çok iyi anlatılmış .Hele Aydın ile hesaplaşmalarında bir bölüm vardı ,Necla canın çok sıkıldığını söylemesi üzerine Aydın "hayatta hiç bir zaman canım sıkılmadı , canım sıkılacak kadar lüks bir hayatım hiçbir zaman olmadı" demişti  o nasıl bir repliktir arkadaş , o kadar doğru ki benim de hayatta hiçbir zamana canım sıkılmadı ,sıkılacağa da benzemiyor keşke günler 28 saat olsa ..diye hep düşünürüm. 

Yan karakterlere gelirsek , ben zaten bir Nejat işler hayranıyımdır , bu filmde küçük bir rol olsa da üzerine tam denk gelmiş , bir an o şarapçı  psikopat  ama bir o kadar da gururlu babanın tanıdık içimizden birini olduğunu hissettim ,Hamdi Hoca'nın o ezikliğini evine icra gelmiş herkeste aynısını tıpkısını görebilirsiniz elbette oyuncuların harikalığıın yanı sıra N.Bilge ve ekibinin etkisi çok fazla  , küçük ayrıntılar o ayndan yansımalaı konuşmalar , evin bakımsızlığı , yine evin içinde yanan sobanın ateşi , çaydanlığın eskiliğine kadar her şey aceleye getirilmeden tasarlanıp çekilmişti hani Rus klasiklerinde sayfalarca dolusu bir kişi betimlenir ya aynı o  etkiyi film boyunca hissediyorsunuz . Gerek N.Bilge'nin bakış açısı gerekse Fotoğrafçılık yönüyle harika işler başarmışlar 
Yine yan karakterlerden olan Aydın'nın arkadaşı Suavi'nin bir repliği vardı ki  çoğu zaman ben de böyle hissederim sizinle paylaşamadan geçmeyeyim eminim siz de zaman zaman böyle hissediyorsunuzdur ;


"Bak mesela ben, küçükken şu çiftliğin bahçesinde oynarken... sanki sonsuza kadar öyle annemlerle babamlarla yaşayıp gidecekmişim gibi gelirdi. Hani nerde? Bazen düşünüyorum da ne oldu, ne zaman oldu da bu ev böyle boşaldı? O anasının kuzusu ufaklık ne zaman böyle yapayalnız, sarhoş bir adam olarak böyle kalakaldı. " 
....

Biliyorum çok uzattım ama daha söyleyecek konuşulacak o kadar çok yer var ki 196 dakikanın her dakikası dolu dolu olan bu film , zamanı , insan ilişkilerini , karakterimizi , toplumumuzu daha bir çok şeyi düşündürecek o kadar çok obje  var ki filmde okunabilirliği açısından şimdilik burada kesiyorum ,ama ama durun Nuri Bilge Ceylan'nın eşi Ebru Ceylan'nı da anmamak olmaz onun da filmde çok emeği geçtiğini düşünüyorum zira film içinde sanki bir  fotoğraf albümünü seyrediyormuşunuz izlemine her an kapılabilirsiniz .Kapodokya'nın  o gizemini ve doğallığıyla birlikte gerçekci bir film olmuş filmin sonunda Kapodokya ya gitmeyenlerin içinde bir an önce  oraya gidip canlı olarak görme isteği doğacaktır :)  

Son olarak film'de de geçen Shakespeare 'in şu sözünü paylaşmak istiyorum 

"Vicdan genelde korkakların sevdiği bir sözcüktür. Ve öncelikle güçlüleri dehşete salmaya yarar.''

Ne kadar da doğru .. bu repliğin geçtiği sahne bir çki masasıydı  ne kadar da gerçekçiydi belki de gerçekten çakır keyiftiler kimbilir :) 

Filmde yer alan  Schubert ( O'nu da ayrı bir severim :) )   Piano Sonata in A major parçası da sade ama derin olan bu filme oldukça ayrı bir hava katmış 




11 Mart 2015 Çarşamba

Hayat Beklemez

Diğer yazımda ufak bir seyahatim olacak demiştim nitekim oldu  güzel de oldu :) 

Bu yazı sizin de  kendinize bir hediye vermenizi sağlamak amaçlı olarak kaleme  alınmıştır

Egeden akdenize doğru gidiyorsanız eğer bol bol  turuncu ve yeşil göreceksiniz demektir Sonraa sonraa aynı zamanda yeşilin nasıl maviye döndüğünü de göreceksiniz demektir egeden akdenize gidiyorsanız akdenizin ne kadar güzel olduğunu farkedeceksiniz ama egenin her daim bir adım önde olduğunu düşüneceksiniz :)  ülkemin her bi köşesini seviyorum ve ne büyük şans ki güneydoğu anadolu dışında bütün bölgelerini görme şansım oldu , ( güneydoğu da listede az kaldıı :) ) ama yine de itiraf etmem gerekir ki kader  beni ülkede tutabilmek için ege ve akdeniz dışında yerlere salmıyor iyi de yapıyor sürekli doğu da olsam yurt dışında yaşama düşüncemin önüne engel olunmazdı iç anadolu da yaşasam ya da karadeniz de o kapalı gri havalar depresif kişiliğimle birleşip hayat enerjimi sömümürürdü marmarayı saymıyorum bile istanbul yaşamak için sizce de çok korkunç değil mi , yok olurum ordaa been neysee neyse başka başka neler gördüm traktör süren teyzeler gördüm iki katlı kocaman bir otobüsün nasıl kokoreçiye dönüştürüldüğünü veee nasıll hız sınırını geçince ceza alınacağını :D
Arkadaşla geçen yolun yalnız geçen yolculuktan güzel oluğunu ama yalnız yolculuğun tadının her zaman ayrı oluğunu hatırladımm :)

Coldplay u2 ikilisinden muhteşem bir grup olacağını bu yüzden yol boyu playlistimin onlardan oluştunu farkedince ikisinin de konserine gitmeden ölmemeye karar verdim böylece üçlendiler ( yann tiersen i unutmayalım )

Sanki lpgli aracım varmış gibi yol boyunca gaz fiyatlarına baktım 1.90 dan 2.10 2.25 , 2.30 a hatta 2,69 a kadar değişiyordu sebebini merak ettim sonuçta hepsi aynı boru hattından gelmiyor mu diğer merak ettiğim şeyse dağların yakından yeşilken neden uzaklaştıkça maviye döndüğü daha da uzak olunca da açık mavi buz mavisine döndüğü oldu ayrıcaa çobanların peşi sıra giden koyunlar acaba çobanı mı takip ediyorlardı yoksa her birinin takip etmek için ayrı sebepleri mi vardı sonrasında bu düşünce şu karikatürü hatırlattı


Seçimler yaklaşıyor , ne kadarı "seç"im olacağı belli olmayan oldukça ilginç bir seçim bizi bekliyor öyle ki bu seçim sonucu önümüzdeki Türkiye' nin nasıl bir yol çizeceğini belirleyecek heyecanla bekliyorum (umutla demeyi tercih ederdim)Konumuz seçimler gibi sıkıcı bir konu değil tam tersi size de bir haftasonu kaçamağı yaptıracak bir yazı olması yönündeydi ama insan ister istemez önündeki gerçekleri görüyor .. Nasıl görmesin belediyecilikten nasibini alamamış sade politikadan başka bir şey bilmeyen insanlar belediye başkanı olduğu bir yerel seçimden geliyoruz tamaaammmm sustum konuşmuyorum .TIP!
Şu aralar biraz aksattığım fotoğrafçılık yönümde var blogumda pek paylaşmadım farkındayım ama gezimden bir iki kare paylaşayım dedim bahaaar geliyooo kalkınnn çıkın gezin dolaşın hayat beklemez ! :) 

 İnsanlar hem diğerlerinden bir farkı olmak ister, istemeyen bile istemediğini söyleyerek farklılık yaratır aslında farklıdır da benzemez benzeyemez kimse kimseye her birinin farklı yaşantısı olmuştur her birinin farklı mutluluklar farklı acıları hepsi değiştirmiştir farklılaştırmıştır insanı diğer insandan aynı bu taş gibi.. Belki de bu kumsalda milyonlarca belki trilyonlarca taş vardır birbirinden farklı aynı insanlar gibi 


Çocukluğa dair en çok özlediğim şeylerden ikisi de  objektifte uçurtma ve pamuk şeker :)  filmlerde falan oluyor ama gerçek hayatta koskoca kız bir elinde uçurtma bir elinde pamuk şeker düşünsenize komik olmaz mı :) Aslında dilediğin gibi yaşamak gerek ama işte olmuyor her zaman .. O zamanlar da bize düşen onu çekimlemek oluyor 

Küçükken akşam üstleri uçurtma uçururduk yemek vakti geldiğinde de uçurtmayı indirmek yerine evin balkonuna bağlardık ipi onu nasıl balkona getirirdik orasını hatılamıyorum ama bir şekilde geliyordu düşünsenize balkondan uçurtma uçuruyorsunuz :) hadi boşverin onu düşünmeyin ,sadece fotoğrafa odaklanın akşam güneşi var hava hafiften soğumuş ama hala güneşin sıcaklığını hissediyorsunuz güneş birazdan bize veda edecek güle güle dercesine son ışıklarını paylaşıyor etrafta çocuk sesleri kuş seslerine karışıyor, kimisi batan güneşin tadını çıkarıyor kimisi çocuğuyla birlikte belleğindeki çocukluğundan kalma hatıraları uçurtma uçurmaya çalışarak canlandırıyor siz de elinizdeki son simit parçasını   yanınızda dolaşan kediyle paylaştıktan sonra  o güzel anın tadını çıkarırken çayınızı yudumluyorsunuz ,bir saniye sonrasını bile tahmin edemediğiniz bu hayatta   "anı yaşıyorsunuz" .. 

Çokta zor  şeyler değil , alın bir bilet bir günse bir gün iki günse iki gün hayata bir dur deyin  kendini seven diğer herkes gibi , kendinize vakit ayırın. 


Az kalsın unutuyordum buyrunuz ,
(If you go ;) )



 U2- Every Breaking Wave

(Yeni albümlerindeki ve yol boyunca dinlediğim en favori parçam )

5 Mart 2015 Perşembe

Yüzyıllık Yalnızlık Ve Bir Küçük Anı


Bugün oldukça paylaşımcı günümdeyim bu sebepten ötürü başımdan geçen bir olayı anlatmak istedim ya da bunu anlattığımdan ötürü paylaşımcıyım bilemedim şimdi :)

Yine sırt çantamı yollara düştüğüm zamanlardan biriydi ,dönüş yolu için otogara gitmiş ama bilet bulamayınca 2-3 saat sonrası için bir bilet almış beklemeye koyulmuştum  , taktım kulaklığı insanları izlemeye başladım böyle zamanlarda boş boş durup  insanları izlemek bana keyif veriyor sanki zamanı durdurabilen zamanın dışından bakan biriymişim hissi veriyor , orada herkes bir yerlere yetişme çabasıyla oradan oraya koştururken ben yalnızca kulağımda duymak istediğim müziğim çevreden soyut bir şekilde etrafı seyrediyorum bundan huzurlusu olabilir mi diye düşünüyorken yolculuğun vazgeçilmezi muhteşem Türk teyzesi yanımda beliriverdi, önce saat sordu sonra nereye gideceğimi nereli olduğumu şunu bunu derken ne müzik ziyafeti kaldı ne de gözlem zevki ( buradan globalleşen dünya insanı bireyselleştiriyor bak ne güzel teyze sosyalleşmiş seninle diyen arkadaşlara selam , sosyalleşmek buysa yalnızlığımda boğulayım) teyze durmuyor konuşuyor da konuşuyor  iki cümlesi arasında  durma anını yakalayıp konuşmayı sonlandırma amacıyla hemen kitabıma sarılıyorum teyzem bir süre susuyor gelen giden otobüslere falan bakıyor neyse ki tam o anda kurtarıcım olan başka bir teyze oturuyor yanımıza başlıyor tekrardan aynı sorular nerelisin nereye gidiyorsun şöyle mi öyle mi , teyzesinin damadının kardeşiyle hemşehri olma durumları falan filan derken iyice ortam iyice sohbet ortamına dönüştüğünü anlayınca diyorum burda bana huzur yok kalk sen , ama nereye kalkayım daha 2 saatim var , diyorum güzel ülkemin bu güzel otogarında mutlaka bir kitapçı vardır bi dolaşayım şansıma cidden iki tane kitapçı varmış çoğunluğu üniversite öğrencilerin çalıştığı bu ufak büfemsi dükkana girip  kaç zamandır ertelediğim  Gabriel Garcia Marquez 'in kitabı olan Yüzyıllık Yalnızlık var mı diye soruyorum  gelen cevap ise " hayır iki yüzyıllık yalnızlık var onu verelim olmaz mı " oluyor , bu gereksiz laubalilik canı sıktığı için tezgahtaki kitapları şöyle bir göz gezdirip  çıkıyorum dükkandan ( bir yandan da aklıma Issız Adam filmindeki o sahne geliyor hiç böyle saçmalıklar olmamıştı diye düşündüğümü hatırlıyorum ) arkamdan bir ses   " arkadaşım için özür dilerim isterseniz size dışardaki sergiden yardım edeyim"  demişti ben haliyle şaşırmıştım ( demek ki hala kibar insanlar varmış )  tabi olur ben de oraya gidiyordum dedim , sergiye geldik  o kitap hakkında bu kitap hakkında konuşurken yüzyıllık yalnızlığı falan unuttum hatta yalnızlığı unuttum bi anlık bile olsa aynı dilden konuştuğun insanlardan biriyle sohbet etmenin insana taze kan pompaladığının farkına vardım , otobüs biletimi sordu daha vakit var dedim o zaman bir çay içeriz dedi , belli ki o da aynı dili konuşmak isteyen yalnızlardan biriydi ,(yüzyıllık yalnızlık kitabında olmalıydı bir keramet filmde de öyle olmamış mıydı .. )



Yüzyıllık yalnızlık yalnızlığınızı unutturur evet gerçekten okuyan bilir kitap esnasında her şeyden uzaklaşır o ailenin bir parçası olursunuz kaçıncı nesilden geldiğinizi umursamadan siz de artık bir Buendialardan biri olursunuz neyse neyse anımızdan uzaklaşmayalım :) tanımadığım bir insanla çay içme fikri pek doğru gelmediği için kibarca reddetmeyi düşündüm tam o sırada telefonum çaldı konuşurken bir de baktım ki çaylar çoktan gelmiş karşımdaki bana çaylar geldii diyor  telefonu kapatınca biraz kendimizden konuşuyoruz felsefe okuyormuş cep harçlığı için orada çalışıyormuş aslında başka bir bölümde okumak istemiş ama denemiş olmamış falan filan tabi arada müşteriler de geldi hatta bazılarıyla ben de ilgilendim eğlenceli iş aslında ama diğer her iş gibi ticari yanı yok değil bir kadın geldi adını bile hatırlamadığım yolda okuyabilmek için ince bir kitap istedi ,felsefeci bir kitap önerdi kadın da bu kitabı aldı sonra bi baktım kitap bildiğin tekerleme kitabı , 17 yaşında tek aşkın kendi yaşadığı aşk olduğuna inanan tek ve en büyük acının aşk acısı olduğunu kabüllenmiş baba parasıyla yayınlatılan bir kitap , niye önerdin o zaman kadına diye sormadan edemedim , hatayla almışlar kitabı geri iade etmek isteyince de yayın evi kabul etmemiş mecbur elllerinde kalmasın diye birer ikişer satıyorlarmış , pek hoşlanmamıştım bu durumdan bir şeyin içine ticaret girince sanki büyüsü bozuluyor gibi geliyor , kitaptan bir kaç yazı okudu felsefeci bana cidden korkunç bir o kadar komik yazılar , şiirimsi dizeler vardı güldük eğlendik derken yolculuk saatim geldi ,tekrar görüşmek istediğini söylese de daha yüzyıllık yalnızlığı okumadan içimdeki gizli buendia ruhu bunun tatlı bir yol hatırası olarak kalması gerektiğini söyledi ve ben de öyle yaptım şimdiler de hala o otogarda kitap satar mı bilmiyorum bu blogu okuma ihtimali olduğunu da sanmıyorum  ama yine de teşekkür etmek isterim ..

Hayat tekrarı olmayan bir film gibi yaşadığımız anı güzelleştirmekte sıradanlaştırmakta kendi elimizde, şimdilerde festival filmlerinde bolca rastladığımız tek bir obje üzerinde sabit kalarak yapılan  uzun uzun çekimler gibi ne izleyici anlıyor yönetmenin demek istediğini ne de yönetmen tam olarak kafasındakileri anlatabiliyor izleyiciye, ben de öyleyim ne çevremdekilere anlatabiliyorum ne çevremdekileri anlayabiliyorum ama yine de devam ediyorum rutin hayatıma aynı dilden konuşabildiğim insanların renk katabilme ihtimalini düşünerek  devam ediyorum 

Gabriel Garcia Marquez geçen sene aramızdan ayrıldı keşke böylesine güzel insanları hayatımızda biraz daha fazla tutabilsek diyorum bazen , bazen de güzel şeyler mevsiminde olduğu sürece güzeldir diyorum bazen de her mevsim güzel olan şeyler de vardır ama diyorum herkese göre değişir cevabı ..

Hafta sonu yine ufak bir seyahat düşüncem var , gidebilirsem anı kutuma bir yenisi daha ekleyebilme şansım olacak  bakalımm hayat nereye götürecek benii :) 




Lily Allen - Somewhere Only  we known (and just we know language )

Dileyene post rock ' ımızda var :) 

65daysofstatic - Radio protector

veyahut


                                                  Balmorhea - The Winter  

4 Mart 2015 Çarşamba

Uçan Garsonlar



Uçan Garsonlar ! Evet yanlış duymadınız günümüz ve geleceğin teknolojisi robotlaşmanın olumlu getirilerinden biri de bu ,  Bugün  Cnntürk'te yayınlanan dünyanın 1001 hali programında gördüm drone yani insansız hava aracı olan (iha) bir versiyonu olan bu robotlarla Singapur'da bir restoranda garsonların yerini almaya başlamış oldukça hoşuma gitti siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim :)  İlgili haber için tık tık

Ayrıca kesinlikle tavsiye ediyorum cnntürk'te yayınlanan "dünyanın 1001 hali" proğramını izleyin dolu dolu içeriğiyle Emin Çapa'nın güzel sunumu birleşince ortaya cidden iyi işler çıkmış 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...