30 Haziran 2015 Salı

Büyüklere Masallar * 4)

Sonsuzluk Uykusu


Kolumu uzatsam yetişebilecek mesafedeydim aslında ama uzatmadım uzatamayacak kadar yorgundum sahi ben neden hep yorgundum en son ne zaman gülmüştüm ? Doğarken ağlamıştım o noktada hemfikiriz ama ne zaman gülmüştüm bunu da yazayım soru defterime hatırlamıyorum şuan bu aralar çok şeyi unutuyorum doktor ilaçların yan etkisi mi acaba , etkileri batasıca ağrılarımı dindirmek dışında bütün etkilerinin hissediyorum.



Küçükken hep yaşlanmak isterdim bilseydim böyle bir şey olacağını ister miydim ya , ben her ayın üçünde maaşımı alıcak torunlarım gelicek onları sevicem çiçeklerimi sulucam bazen de gün batımını seyretmeye gideceğim diye düşünüyordum bir yerde planlama hatası yapmış olmalıyım yoksa bu yol  değildi benim hayalimdeki böylesine delice ağrılar yoktu bedenimde hasta değildim mutsuz da değildim mutlu da değil yaşlılığın verdiği o haklı gurur , olgunluk ve bilgelik olacaktı üstümde şimdiyse üstümdeki tek şey teke gibi kokan şu battaniye bir yerde planlama hatası yaptım evet kesin . Zaten hep böyle olmaz mı hayatımızın büyük bir kısmı keşkelerle geçer diğer kısmı ise o keşkelere üzülmekle .. İyi kiler  de vardır hayatımızda herkesin olmuştur bi iyi kisi ama keşkeler daha ağır basar belki de bu insanın doğumdan itibaren başlayan acılı doğal halinden kaynaklanır .



Evet Doğal hali  acılıdır insanın en mutlu olduğu zamanda bile mutsuz olacak bir şey bulabilir hiç bulamazsa neden mutsuz olunacak bir şey bulamadığına üzülür . Ama diğer yandan mutsuzken de mutlu olunacak bir şeyler bulamaz ama aramaktan da asla geri durmaz ben de durmadım keşke dursaymışım , al bir keşke daha ama bu esaslı bir keşke eğer dursaydım tekerlekli sandalyeye bağlı kalmak zorunda olmazdım stabil can sıkıcı yaşamıma devam eder kendimi ne çok dinamik ne de çok yorgun hissederdim belki bu sayede az önce yuvasından düşen yavru kuşu da tutabilir ölmesini engelleyebilirdim engellemedim belki benim ölümüm yaklaştıkça bu taraftakilerinde benimle birlikte gelmesini istediğimden ne kadar çok şey götürürsem benim için o kadar iyi .



Ben ben ben ... İnsanım içte bebekken de ben diyorum öleceğim hala ben diyorum yapımız da var siz hiç sencil insan gördünüz mü bu yaşıma geldi. ben görmedim her tarafta bencil dolu bi açıdan iyi aslında diğer taraftadır belki senciller ona göre seçeyim benimle birlikte gidecek olanları köpeğim Gatsi mesela hep beni düşünürdü onu da götürebilirim evet bunu bir düşüneyim hatta gatsiyle konuşayım  ne dersin doktor çok konuştum yine değil mi napayım hep bu ilaçlardan işte manisadayken de hep uyurdum burda başka ilaçlar , doğru ilaçlar değil mi doktor umarım doğru ilaçlar değildir yoksa siz de beni düşündüğünüz için benimle gelmek zorunda kalacaksınız .. Ahh yaşlılık çok zor .



Aa doktor nereye gittiniz ?Bu istanbul doktorları da hep böyle istanbulun kendi gibi hızlı , hayat yaşlanınca yavaşlıyor keşke zaman da yavaşl.. Yava..yav..




[uyudu.]

29 Haziran 2015 Pazartesi

Neden Post Rock ?




Bazen bir nota alır götürür sizi ya da siz alıp götürmesini izin verirsiniz  nereye gideceğini sonun ne olacağını bilemeden ya da bilerek belki de acı çekeceğiniz bilerek belki mutlu oalcağınızı bilerek izin verirsiniz yaralarınızın tekrar kanamasına veya tekrar mutluluk denizine atarsınız kendinizi  müzik bambaşka bir şeydir. İnsanı olduğu değil olmak istediği insana dönüştürür kendini müziğin akışına bırakmış insana baktığınızda gördüğünüz şey savunmasız sade bir insandır en doğal halidir ne hissediyorsa o an onu siz de görebilirsiniz tabi gerçekten müziği siz de yaşıyorsanız zaten  gerçek sanatçılar da bunun için değil midir hissettikleri şeyi siz de yansımasını hissettirirler aynısı değildir elbette asla aynısı olmaz her insanın farklı iç dünyası farklı dış dünyası vardır farklı yaşantısı vardır ne geçirdiğini neler hissettiğini bilemezsiniz ama ortak bir şey o müziğin akışına bırakmış olan herkesteki o savunmasızlıktır



Müzisyen bir  arkadaşım bana sence müzik bir .yaşam şekli mi diye sormuştu ,  gülmüştüm saçmalama o tür şeyleri düşünecek ergenlik çağların çoktan geçtik hayat o kadar zorlu ki bir müzik nasıl yaşam biçimi olur demiştim. Halen farklı düşünmüyorum müzik bir yaşam biçimi olamaz yani olmuyor eğer ben işime gitmek için giyinirken dinlediğim müzikle hayatıma yön verecek olsam sanırım olduğum yerde olamazdım . Yani kişinin kendi gerçekliğinde , gerçek yaşamında müziğin yön vermesine izin verebilir ama genel bir anlamda buna izin vermesi NŞA mümkün olamıyor malesef .



Günümüzde müzik türleri o kadar genişledi ki her gün ayrı bir çeşit çıkıyor desek yalan olmaz herkes kendine göre bir sınıflama yapıyor bir yerde indie başka yerde alternatif rock olarak sunuluyor her şeyde olduğu gibi bu da kendini bulma çağında ( hep derim bir duraklama çağındayız ilerde kimse bizim yüzyılımızdan bahsetmeyecek ) gerçi onlarda haklı o kadar çok müzik türü çıktı ki mesela bakınız günümüz rock türlerine , belki de daha çok var bilemiyorum ..



Peki  benim için o   kadar müzik türü içerisinden nasıl sıyrılıpta  geldi post rock  hayattaki her şeyde olduğu gibi bu da bir süreç içersinde devinim halinde gelişti . Küçük yaşta babamla birlikte klasik müzik dinlerdik , arkadaşlarım pop müziğin dibine vurmuş bense gelmiş adını bilmediğim şarkılar radyoda çıksın diye bekliyordum genelde trt3 radyoda çıkardı gerçi hala çıkıyor  dinliyorum arada , sonraları izlediğim filmlerdeki arka plandaki sountracklar dikkatimi çekmeye başladı yana yakıla soundtrack cd 'leri aramaya başladığım dönemdi haliyle o zamanlar öyle soundtrack falan pek yok ya da vardı benim olduğum yerde yoktu bilemicem , sonra bir gün yine okul  çıkışı arkadaşa gitmiştim hani derler ya bir kitap okudum hayatım değişti benim de bir film izledim hayatım değişti , hem sinemaya farklı bakmaya başladım hem de Yann Tiersen 'i tanıdım o muhteşem adamın yaptığı her müziği içimde hissedebiliyordum gel zaman git zaman bütün diskoğrafisinı tamamladım yeni yeni kişiler keşfetmeye başladım Evanthia Reboutsika ,Loreena Mckennitt ,   şimdi isimlerini hatırlayamadım bir kaç isimle mp3 'üm dolmaya başladı sonra tabi devinim dedik durmuyor yerinde gençliğin verdiği enerjiyle yerini biraz daha  sert hızlı şarkılar almaya başladı apocalyptica ile tanıştım hatta telefonuma zil sesi yapmışlığım bile vardır o derece takmıştım sonrasında yine bir gün internette gezintiye çıkmıştım Godspeed You! Black Emperor grubunun bir şarkısını dinlemiştim sonrasında ise Yndi Halda en son  geldiğim noktada ise dinlediğim bu müziğin post rock olarak ifade edildiğini fark ettim bilmiyordum .Ama geldiğim noktadan oldukça mutluyum :)



Bence belirli bir müzik zevki olan herkesin böyle bir tarihçesi vardır bir anda hop diye bir müziği sevmeye başlamaz insan , tarihçemi anlattım ama bazıları için fazla " tıngırtı " gelen "eee söz yok mu bunda " diye isyan edenlerin çoğunlukta olduğu müzikte beni çeken şeyi iki türlü anlatabilirim birinci benim çok fazla okuma yapıyor olmam evet bildiğiniz okumadan bahsediyorum , sürekli bir şeyler okuyorum ve çevremde benim ilgimi dağıtacak onlarca şey var bu durumda takıyorum kulaklığımı ee kulaklığı takınca da müziğe veriyor kendiniz şarkı söylerken buluyorsunuz ama post rock' ta böyle bir şey mümkün değil (gerçi arada bateriye ister istemez takılıyorum orası ayrı :D ) , bu işin teknik yönü, diğer açıdan baktığımızda eğer gelecek kaygım olmasaydı bir sanatçı olurdum kendi müziğimi kendim yapardım yine yaparım bana engel olan bir şey yok ama vakit ayrılmıyor işte hem ayrılsa bile bir işi profesyonel yapmak var amatör yapıp onun ezikliğini hissetmek var ama post rock'ı bir müziği dinlerken  müziği yapan kişinin hissettiği duygularla bağlı değilsiniz eğer o sevgiliye duyulan özlemi hissederek bu müziği yapmış ve sözünü yazmışsa siz ailenizden birini kaybettiğinizde bu şarkıyı dinlerken duyduğunuz sözler çok yersiz kalıyor ama post rock söz yok bağ yok kendi müziğinizi kendi hissettiğiniz şekilde dinliyorsunuz bir gün size  içinzde çok mutluluk uyandıran şarkı  diğer gün fazla karamsar gelebiliyor sadece sizinle alakalı yani kısadan hisse dinleyin dinlettirin ( tamam pek dinlettirilmiyor ama siz dinleyin :) )



Bak koyuyorum buraya bir kaç post videosu bunlar ödev ben gelinceye kadar dinleyin bir şans verin tanısanız çok  seversiniz    bence :D





Mono bir numaradır bu işin ehlidir bu işin zirvesidir . (dinlediğim ilk capon gruptur ) En azından bunu dinleyin.



God Is An Astronaut - All Is Violent, All Is Bright



Sky Architects - Fade Out




lights & motion - aerials



threads- this will destroy you




The Album Leaf - Descent



russian circles - harper lewis


Hepinizi sıkmamak adına bu kadarcık , her birinden bir şarkı paylaştım nasıl mutluyken bir müslüm gürses dinlemiyorsanız her an bunları dinleyemezsiniz özellikle ufak yürüyüşler yaparken veya otobüste yolculuk yaparken bunları dinlemenizi tavsiye ederim :) 


28 Haziran 2015 Pazar

Hoşçakal Aptal Kutusu ; Hoşgeldin Gerçek Hayat

An itibariyle fark ettiğim üzere televizyonu 1 haftadır hiç açmamışım hatta öyle ki bir hafta önce çektiğim fişleri takmamışım bile . Sözde enteller gibi televizyon ne yea havalarına girmek istemiyorum netice de her insan "prensip olarak izlemiyorum" dese bile mutlaka açıp bir şeyler izliyordur benimki asıl olarak  prensip meselesi falan değil ben rahatsız oluyorum . Yani öyle ki komşulardan gelen televizyon sesinden bile rahatsız oluyorum (ciddiyim) Hele hele yaz akşamları oradan ayrı bir ses buradan ayrı bir ses geliyor ya çıldırıyorum. Sıcak mıcak demeden kapatıyorum bütün pencereleri . Hatta çevremde bir televizyon açılırken ki gelen o sinyale sesi yok mu nasıl sinir oluyorum anlatamam , takıntı mıdır bilemem ama vakit kaybı gibi geliyor günümüz teknoloji çağında televizyonda izleyebileceğim görebileceğimiz her şeyi rahatlıkla internette bulabileceğimize inanıyorum .Zaten üniversite dahil hiçbir zaman doğru dürüst bir televizyonum da olmadı bi en son ev arkadaşımın babası televizyoncuydu (aile olarak da televizyon koliktiler :D)  o yüzden evde teleyizyonum vardı şimdi de eve gelen misafirlerin napıcaz canımız sıkıldı yaa isyanlarına yenik düşerek eski ufak bir televizyonum oldu o kadar .. 

Bazı akşamlar şehir içinde yolculuk yaparken  televizyon ışıkları dikkatimi çekiyor ,nereye baksan televizyon her evde en az bir televizyon hele şu lcd ekranlar çıktı ya artık her evde ikişer tv olmaya başladı .Tüplüler mutfağa lcd 'ler oturma odalarına toplasan ancak 8 metrekare edecek odaya 82 ekran lcd alınıyor , niye çünkü görüntü kalitesi daha iyiymiş ,Acun 'nun yaptığı beyin yıkayıcı proğramları izlemek daha zevkli olurmuş ya da komşu ayşe hanımlar alır bizim neyimiz eksik biz de alırız hemen 82 ekran lcd tv oturma odasına  üstüne de sereriz dantelimizi. Tüketim toplumu değil miyiz işte ,  ev yok araba yok ama son model cep telefonları cebimizde en son çıkan tv 'lerse evimizde .Neyse konudan uzaklaşmayalım tüketim toplumu konusuna girersek çıkamam hiç .



Televizyon tarihine şöyle bir baktğımızda ilk televizyon  1926’da tanıtılır. 1928 уılında iѕe ilk görüntüler atlaѕ okуanuѕu’nun diğer уanına уαni londra’уα ulaşmıştır.Ülkemizde ise ilk teleνizуon уaуıncılığı itü’nün 1952 уılında iѕtanbul’da уaρtığı teѕt уaуınlarıуla başlamış , aslında  halkı  sadece eğlenme ve uyuşturma amaçlı  değilde daha hızlı ve çabuk bilgilendirme  amacından sapmamış olsaydı günümüzde bu denli acımasız eleştirilere mağdur kalmayacaktı . Malesef ki insanoğlu keşfettiği diğer önemli şeyler gibi bunu da amacından çok güzel saptırıyor . 

Ülkemizdeki televizyon tarihi hakkında daha fazla bilgi için uzun olmayan 16 dk'lık video aşağıda bi bakın bakalım ne kadar masummuş televizyonumuz :) 



Bu ilk televizyonlardan biri ne kadar da radyoya benziyor değil mi :) Zaten tv için radyo ve sinemanın birleşimi tanımı yapılmış o zaman için doğru bir tanım şimdi için pekte geçerli sayılmaz.


Bu da son model "akıllı " televizyon . Sanırım televiyonlar akılılaştıkça insanlar daha çok aptal olmaya başlıyor .Ülkemize hatta dünys geneline bakıldığında herkes her gece o aptal kutusuna bağımlı olarak yaşıyor . Ne bir kitap okuma ne çocukla ilgilenme ne de sanatın bir koluna vakit ayırma hiçbirini yapmıyorlar. Ya da yapıyorsa bile bir saatini ona vakit ayırıyor diğer bir saatini televizyona ,  


Şimdi diyebilirsiniz ee o zaman napalım Mariposa bütün teknolojiden uzak mı duralım . HAYIR . Asla teknoloji düşmanı bağnaz birisi olamam ama bence hayatımızdaki televizyona ayırdığımı saatleri bir kısım indirebilirsek gerek kendimize gerekse çevremize daha çok vakit ayırırız. En basitinden sabah kalkıp ilk iş televizyona açmaktansa çöpçünün gelmesi için dışarı koyduğunuz çöpü kendiniz atabilirsiniz. Yani dediğim şeyi somutlaştırırsam eğer ; Bu sabah karşımdaki eve bakıyordum , kadın  her zamanki gibi kalktı çöpünü sokağa çıkardı(evet bu yeni mahallemde böyle saçma bir uygulama var herkes çöpünü kapısının önüne koyuyor ) sonra da  ilk işi televizyonu açmak oldu. Halbuki onun yerine dışarı koyduğu çöpü 5 metre uzaklıktaki çöp kovasına atabilirdi.Atmadı .İki kedi geldi kadının koyduğu çöpü eşeledi sokağa dağıldı bütün çöp .O mahalle halkı için doğal olan bu şeyi hangi avrupa ülkesinde görürsünüz Allah aşkına söyleyin bana tabiki çöp olayı işin bambaşka bir boyutu demek istediğim tembellik yapmak yerine insanoğlu biraz daha hareket etmeli kendini geliştirmeli gece yattığında bugün ne yaptım dediğimde utanılası cevaplar bulmamalı , eğer televizyon seyredecekseniz de bu sadece eğlence amaçlı olmamalı . 

Bir de kafa yorgunluğunu atmak için televizyon izleyenler var ki onlara çok gülüyorum yahu bilimsel anlamda açıklanmış bir şey gidin spor yapın ,uyuyun ya da kitap okuyun , acun'nun ve türevlerinin yaptığı o saçma sapan proğramlarını  izleyince mi  dinlenecek bu beyin. Yaptığınız tek şey ağrıları dindirmek yerine morfin vermek. 

En azından bir gün(o gün bugün )  kapatsanız televizyonu o kadar çok vakit bulacaksınız ki yapacağınız o kadar çok şey olacak ki siz de aynen benim gibi keşke bir gün 28 saat olsaydı vakit yetmiyor diyeceksiniz ,buna eminim denemekten zarar çıkmaz hadi bakalım şimdi  televizyonun kapatıp elinizdeki kumandayı yavaşça yere bırakın ;)


21 Haziran 2015 Pazar

Büyüklere Masallar * 3)

Nedir ki insanı insandan bu kadar soğutan şey deseni kendisinden kötü bu beyazlı mavi tabaklar mı bütün suç onlar mı eğer öyle değilse ne diye onları kapı dışarı ediyordum sanki bütün onca yılın yaşanmışlıklar bu kenarları mavi yuvarlaklı beyaz tabakları atınca geçip gitmiş mi olacak koskoca 13 yıl boşa geçen 13 yıl tekrar yeniden başa dönmek hiç kolay olmayacak ama dönmek zorunda olmak can yakıcı sıfıra sıfır elde var sıfır aslında tam da sıfır denilemez o lanet olasıca adamdan güzel olan tek şey birazdan kapıyı çalıp karnının ne denli aç olduğunu bugün okulda öğretmenin ona neler söylediğini sınıftaki kızlarla olan sohbetlerini nefes almadan sıralayacak olan küçük meleğiydi . Konuşmasının sonunda yine babasını soracak neden eve gelmediğini onu merak ettiğini söylemeyi ihmal etmeyecekti , peki benim var mıydı buna cevabım hayır! Bugün de işte olduğu yalanına devam edecektim . Kendimin bile yüzleşmekte zorlandığım bu gerçeği o küçük bedene yükleyemezdim en azından bunu bir uzman eşliğinde yapmam gerekiyordu . Ama ne zaman nasıl .. İşte tam bunları düşünürken zil çaldı geldi benim meleğim ama nedense bugün yüzü asıktı hiç konuşmadan geldi yanağımdan öptü ve odasına gitti tabi ben de hemen ardı sıra , ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu acaba boşandığımızı mı öğrendi olamaz bunu ona ben söylemem gerekiyordu ! Yine sakinliğimi koruyarak ona nasılsın diye sordum , nasılsın sorusunu sevmediğini biliyordum nasıl olduğum yüzümden belli olur ne diye  soruyorsun anne diye cevaplardı ama bu sefer ona bile cevap vermedi . Belli bir şey olmuştu en sevimli halimi takınarak neler yapmış bakalım benim bugün ufak meleğim anlatmayacak mısın dedim . Gözümün içine baktı , işte dedim kesin öğrenmiş , nasıl açıklamalıyım neden söylediniz bana derse ne derim bundan sonraki hayatımızı ona nasıl açıklarım, Sonra nasıl olacak dedi gayet üzgün ses tonuyla , ne nasıl olacaktı acaba devam etti , nasıl olacak anne babam kaç gündür eve gelmiyor bugün son derste hocamız pazar günü babalar günü dedi ya babam pazar günü de çalışırsa onu yine göremezsem babalar gününde ona resim yapmıştım nasıl vereceğim ? Derin bir nefes aldım demek ki hala öğrenmemişti tek sorunun bu olsun güzellik baban izin alır gelir pazar günü birlikte vakit geçirirsiniz sen hiç merak etme dedim . Bi anda yüzü açıldı mutlu oldu , tabi ben de mutlu oldum açıkcası gelebilecek mi yeni sevgilisinden izin alıp gelebilir mi bilmiyorum ama pazar günü  o lanet olasıca adamın yüzüne tahammül etmek pahasına bile olsa meleğimin yüzünü güldürmem gerekti evet tek bildiğim buydu.

13 Haziran 2015 Cumartesi

*Büyüklere masallar * (2

Hiç böyle olacağını tahmin etmemiştim , gerçi tahmin ettiğim ne gerçekleşmişti ki şimdiye kadar .. Odam sanki benim odam değildi aceleyle çıkmıştım son bi defa bakamadım odama o yüzden sanırım alışkanlığımdır çıkmadan son kez bi odama göz atarım bir şey unuttum diye  çoğunlukla da bişeyleri unutmuş olurum.Bakamamıştım bu sefer baksam ne olacaktı hem her şey yerli yerinde işte , tek fark pencere kenarındaki sinek ölmüş yanındaki arkadaşı can çekişiyor hala bir umut dışarı çıkmaya çalışıyor önündeki pencereye çarpıp düşüyor sonra tekrar deniyor tekrar tekrar tekrar..Önceden olsaydı onun dışarı çıkmasına yardım ederdim ne kadar soğuk olursa olsun hiç değilse pencereyi açardım ama içimden gelmedi bu sefer onun da bir ölüyle yaşamanın ne demek olduğunu bilsin istedim sanırım. Ne değişecekti ki hayatında zaten hepimiz sonunda ölmeyecek miydik. evet bu şekilde basite indirgenebilir aslında dünya ama sadece bundan mı ibaret diye insan düşünmeden edemiyor , kafamın içinde binlerce önemli cevabını bekleyen sorular ve sorunlar varken oturmuş niye bir sinek hakkında düşünüyorum ki  Yerimden kalkmam bardağı görmem bir oldu , içinde bir damla su kalmış hep bırakırdı zaten içinde ne kadar su olursa olsun o dibinde son damlası kalırdı.Olsaydı yanımda bardaktaki son damla  yeterdi yüreğimdeki  yangını söndürmeye ama şimdi koca okyanusu getirseler ayağıma sönmez yüreğimdeki bu ateş ...Onun da düşmemişti hiç ateşi son 5 gün..SON. Anlamıştım nerden bilmem okumuşumdur böyle gereksiz bilgiler hep yer eder beynimde  ateş çok tehlikeliymiş  iç ateş hele en tehlikelisi benim de içim yanıyor şimdi gözlerim de yanıyor aslında nerden baksan 10 gündür doğru dürüst uyku uyumadım .Neden ? Birlike geçirebileceğim koca bir ömürü 10 güne mi sığdırmaya çalıştım dersiniz ? Bu mümkün mü ? Elbette değil ama geçirebileceğim her saniye benim için çok önemli her salise yanıma kar kaldı o günler ..unutulması gereken unutulmaz günler.birisi adımı sesleniyor kim acaba o kadar çok insan var ki şuan kim neden çağırıyor beni ..rahatsız etmeyin demiştim halbuki bunu hastanede de demiştim ama yine dinleyen olmamıştı kimisi elinde ne olduğu belirsiz bir şeyler içirmeye çalışıyor kimisi ellerini kollarını ovuyordu .Kovdum. Hepsini kovdum . Onu meşgul edecek hiçbir şey olmasın istiyordum yapılan her fizyolojik hareket sanki enerjisini alıyordu sanki beni ondan uzaklaştırıyordu ne kadar az hareket ederse o kadar iyidir diye düşündüm kimseyi yaklaştırmadım yanına 10 gün bilinçli bilinçsiz her anında yalnız ben olmak istedim.Oldum da yanında hiç ayrılmadım hiç terk etmedim onu ama o beni biçare bırakabildi kızıyorum aslında ,yaramaz bir çocuk olmamıştım tertipli düzenli lafını ikiletmeyen komşu annelerin çocuklarına örnek göstereceği bir çocukluktu benimkisi böylesine bir çocuğu kim bırakmak ister ki ...Herkesin hayallerini süsleyen bir erkekten fazlası olan bir kocayı kim bırakmak ister ki kimse istemez biliyorum o da istemedi çok mücadele etti dile kolay tam 8 sene . Bitmek bilmeyen tedaviler bitmek bilmeyen umutlar ve yenilgiler her bedenin kaldırabileceği bir şey değildi o bizim dayandı dayandı ama ..Yine sesleniyorlar bu evde bensiz bir şey yapılamayacak mı sanırım artık yapılamayacak . Babam pek bir şey bilmezdi evi annem çekip çevirirdi.Babam ! Nerdeydi o ? Hiç sesinin duymuyorum görmedim de eve geleli hangi köşeye sindi acaba ağlamak için .. Kitapta hiç böyle olmuyordu hatırlıyorum okuduğum ilk çok sayfalı kitaplarıd İpek Ongun'un kitapları babası dik duruyordu çocukları için tatile falan götürüyor uzaklaştırıyordu evlerinden ama biz de tam tersi bir daha asla tatile gidilemeyecekti bu evde bir daha asla bu ev, ev olmayacaktı ben yarı öksüz yetim annesiz bir çocuk babam karısı olmayan dul bir adamdı artık.


*Büyüklere masallar *


Sokakta ağır bir kavurma kokusu vardı kavurma mıydı acaba gerçekten en son bu kokuyu tokat niksarda yağıbasan medresesini gezerken almıştı karınları tok olmasına rağmen geziyi orada bırakıp hemen kokunun geldiği yere gitmişlerdi. Nerden gelmişti ki bu aklına şimdi ailesinden  binlerce mil ötede tek tanıdığı bildiği karnındaki doğmamış subyanla tek başına bir sokakta tokattan çok uzaktaydı 

Excuse me madame , sesiyle  Bu derin düşüncelerinden kurtuldu anlaşılan o ki bir turist yine ona yol soracaktı o da bilmiyordu ki bu şehri , bu ülkeye bi deli cesaretiyle gelmişti .. sorry i dont know diyerek başından savdı adamı şimdi yalnızca yeni güne uyanan bu sakin ama bir kadar da karışık şehrin  yürüdükçe çoğalan sakaların seslerine karışan sokağında gelecek günlerini düşünüyordu. 
Son parasıyla Ülkesinde bir dil kursuna gidip çat pat ingilizce öğrenmiş kurs biter bitmezde kaçarcasına ülkesini doğup büyüdüğü toprakları ailesini sevdiği ama yalnızca onun sevdiği adamı terk edip gitmişti . 
Düşünmeden yaşamanın ne demek olduğunu tatmak istemiş düşünmeden hareket etmişti aslında şuan ki durumu ülkesindeki hali vaziyetinden farklı değildi yine yalnızlık ve kimsesizdi tek farkı bunu o zaman kimse farkedemiyorken şimdi tüm dünyaya ilan ediyordu . 

Çift yürek tek beden özgürlüğünü ilan ediyordu tek dünyaya , sahi  insanlar bile çift yaratışmışken dünyanın bu bitmeyen yalnızlığı nedendi ? Ay ' ın varlığı dünyanın yalnızlığına çözüm müydü ya da diğer güneş sistemlerindeki gezegenlerin varlığı dünyaya yalnızlığını unutturabilir miydi ? Şimdi ailesinden çok uzakta olması onun eksi değişmez sonsuz yalnızlığına çözüm müydü yoksa çözümsüzlüğün bir nizam-ı şekli miydi ? Tüm bu karışık düşünceleri düşünmeden hareket etmek için geldiği yeni ülkesinin kavurma kokulu saka sesli sokağın bir bankında kahvaltısını yapmak için aldığı adını bile bilmediği şeyi yerken düşünüyordu . Düşünmeden gittiği şehirde bitmek bilmeyen dünya ile olan kaderdaşlığıyla düşünmeye devam ediyordu .

5 Haziran 2015 Cuma

90'larda Çocuk Olmak =)

Deli gibi bir hafızam yok hatta çevremdekilere göre tam bir balık hafızalıyım :) ama biraz takıntılı olmak bazı şeyleri unutturmuyor sanırım .Mesela , tee nisan ayında Lord 'un bir yazısı vardı  orada  bloggerları çocukluklarını anlatmaya davet etmişti müsait olayım da yazayım diye bekletip duruyordum sonrasında bir de deeptone'nun bir mim yazısı geldi ee durum böyle olunca  ikisi ortaya karışık bir yazı yazayım dedim.Eğer siz de ister şimdi ister sonra çocukluğnuzla ilgili bir yazı yazarsanız  size ne kadar iyi geleceğini göreceksiniz .Lord'un da dediği gibi , çocukluğumuzu hatırlamaya bazı zamanlar cidden  ihtiyacımız oluyor .

İnsaoğlu sürekli bir devinim içinde , bu devinim en hızlı bebekken olsa da aslında kişiye göre değişiyor .çocukluk ergenlik ,erginlik, olgunluk yaşlılık .. Şeklinde sürüp gidiyor işte. Her şeyde olduğu gibi bunda da en zoru geçen dönem en uzunu geliyor insana genel kanı ergenliğin zor olduğunu söylese de bana göre en zoru erginlik ile olgunluk arası dönemdir. Belki de kendime göre  mükemmel bir çoçukluk geçirdiğimi düşündüğüm için böyledir  bilmiyorum .
 Ne güzel günlerdi hayatın bir sonunun olduğunu bilmediğin bütün bir zaman boyunca çocuk kalıp yaşayacağını sandığın zamanlar .. Yemek ye uyu okula git sonra oyun sonra tekrar yemek hep aynı paradoks içinde mutluluğun sabit değer olduğu zamanlar . Üzülsen bile diğer oyunda yeneceğini bildiğin için tekrar mutlu olacağın kendi küçük evrenini yarattığın zamanlar çocukluk zamanları...  Bana göre en kötü geçirilen çocukluk bile hayatın diğer dönemlerine nazaran daha iyidir. Çünkü çocukken bizim dışımızdaki hiçbir şeyi belli kalıplara koymayız, sınırımız yoktur  sadece hissettiklerimiz ve hissettirdiklerimizle yaşarız gerisi önemli değildir farketmeyiz bile mesela benim  küçükken en yakın arkadaşım bir erkekdi .Sabah okulda beraber olduğumuz yetmiyormuş gibi okuldan sonra da hep birlikte oynardık annelerimiz de arkadaştı bir yere gidileceği zaman birlikte giderdik bizi hep kardeş sanarlardı ben de hep birlikte oyun  oynadığımızdan falan sanırdım   garip gelirdi zamanla neden kardeş sanıldığımızı fark ettim ikimiz de kızıl tenliydik daha önce bunu hiç farketmemiştim aynaya ya da ona bakmadığım için değil  onu sadece oyun arkadaşı sadece bir insan olarak gördüğüm içindi . İnsanın henüz bu kadar kompleks yaratıklar olduğunu öğrenmemiştim kardeş misiniz sorusuna gayet alışmış bir şekilde hayır deyip geçiyorduk sonrasını nedene sonucuna takılmıyorduk . O insanı yargılamıyor kendimizi sorgulamıyorduk  bizim için tek sıkıntı en son ki oyunda neden onun kazandığı ,  mahallleye yeni gelen çocuğun kaçıncı sınıf olduğuydu .Mahalle demişken öyle ciddi anlamda mahalle olduğunu düşünmeyin bizim için aynı site içerisinde oturmak aynı mahalle içinde oturmakla eş değerdi .Düşünsenize eğer bir mahallede 10 site varsa 10 ayrı mahalle demekti bu :) o zamanlar mahalle oyunları olurdu tabi gameboy'la atariler sonra sonra çıkmaya başladı   zaten atari sonrasını tutamadık  :)
Ben bizim dönemi  oyun açısından çok şanslı hissediyorum çünkü bizden sonra dışarda oyun oyanayabilen çocukluğunu bilgisayar masasıda değil sokaklarda geçiren son nesildik .Tabletlerin biligsayarların içinde  hazır üretilmiş şeyler üzerinde değil kendimiz yapar üretirdik oyunlarımızı.. Şimdiki nesile göre şansız olduğumuz yanımızda yok değildi tabi .Kitaplar mesela şimdilerde çok uygun fiyatlarla satılan kitaplar biz çocukken dersteki başarımızdan dolayı öğretmenimizin bize hediye vermesiyle ya da  okul kütüphanesiyle elde edebilirdik. Başarılı bir öğrenciydim okumaya bayulırdım . öğretmenim sanki kendi yazmış gibi imzalayıp bana bir çok kitap vermişti inanır mısınız hala saklrım o kitapları :)  Ökkeş serisinda ne üzülürdüm Ökkeşe , Ayşegülü ne kıskanırdım hep güzel şeyler giydiririlerdi denize falan giderdi öykülerinde sonraa kaşağı vardı Ö.Seyfettinin ne üzülmüştüm o kitapta , Pal sokağı çocukları , Tom sawyer hele hele kibritçi kız ne üzücü kitaptı sonra bu kız neden dram seviyor bu kadar diyorlar sevmesin de napsın çocukluğumuz dramlarla geçmiş :D Sonra muzaffer izgü ve gülten dayıoğlu ikilisini nasıl unuturum harika kitapları vardı . Dünyanın merkezine yolculuk 80 günd devri alem ne severdim bu iki kitabı sonrasında bi de bakmışım gezgin olmuşum olurum tabisi küçüklüğümden geliyor işte  boşuna dememişler çocukluğuna inmek lazım diye inmek lazım tabi okunan kitaplar yaşanan her bir olay ne kdar etkiliyor  insanı ..

Geleceğin bilinmezliğnden ya da şimdinin sıkıcılığından konuşmaktansa geçmişin güzel anılarını konuşmak  hoşuna gidiyor insanın bundandır bu uzun yazışlarım ama  daha fazla tutmayacağım sizi bir iki çizgi filmden bahsedip durağan hayatıma devam edeceğim

Çevremde pek çocuk yok hatta hiç yok o yüzden şimdilerde bizim zamanlardan kalma çizgi filmler var mı bilmiyorum ama hayal gücüm şuan da varsa  çizgi filmlerin etkisi çoktur .hedie power rangers,arı maya , vikingler, tsubasa ,richie rich , jetgiller , taş devri ,ninja kaplumbağa ,şeker kız candy i loones tuney(bununda adını sonradan öğrendim :D ) Pembe panter, ay savaşçısı , ten tenin maceraları ,casper  şirinler,pokemen , temel reis , daha aklıma gelemeyen bir çok çizgi film bi de bi de sabrina ve lassie vardı ne severdim haftasonları izlerdik bu son ikisini . Yeraltı canavarı diye bir film vardı sürekli yayınlanırdı star tv de  diğer çocuklara nazaran  uykuyla aram olmadığı için geç yatardım ve her yayınlandığında ödüm kopsa da izlerdim :)

Ne güzel günlerdi ..Umarım  ve dilerim benim çocuklarım ve sonrqaki nesillerde doyasıya çocukluğunu yaşabilirler. neyse bu kadar yetsin  yazı için görsel ararken buna denk geldim okurken kahkaha attım 200 ün 200 'ünün de bilmek paha biçilemez  :)  tık tık  


Ben hala tasoları saklıyorum desem :D 

Ay savaşçısını da hala izliyorum nolmuş yanii hem  2014 yenileri çekiliyor :) 

Ne bileyim böyleydi resmi ben de tavşan ya da warner bros falan sanırdım çizgi  filmin adını :) 


Son olarak    fazlasıyla dramatik olsa da  çok sevdiğim bir sözü  
"hep çocuk kalsaydım da dizimdeki yarayı en büyük acı sansaydım.." 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...