31 Temmuz 2015 Cuma

Susuz ülkenin yanık insanları ; Suriyeliler


Yeni bir ülke , ben meraklı onlar benden meraklı ..  Zorla koparıldık ülkemizden yabancı bir ülkenin sulanmamış refüjünde yüzü koyun yatabilmek için koparıldık koparıldığımız an sususuz kalmayalım diye buraya getirildik bilmiyorduk ki burada da ne su varmış ne güneş . Güneş var aslında ama bizim ülkemizdeki gibi sıcak ve yakıcı değil. Sonra böylesine kızıl saçlı kızlar da yok bizim ülkemizde güneşte birer gelincik gibi nasıl da salınıyorlar ben onlara bakıyorum imrenerek onlar bana bakıyor tiksinerek .. Ne yaptım ki buraya gelmem benim suçum değil kimsenin değil gelmem gerekiyordu ve geldim . iki yolu birbirinden ayıran refüjdeyim işte sağımdan arabalar geçiyor solumdan otobüsler ne kadar kalabalık ne kadar çok bir ben mi fazlayım acaba niye bu istememezlik ? Ben kendisine ve ülkesine güveni kalmayan kimsesiz ülkenin kimsesiziyim bana bir kimse bulunsun diye getirildim aynı dünyanın aynı kıtasının farklı ülkesi farklı şehirleri ama ruhumuz aynı bedenimiz aynı sayarsanız eğer benzerliğimiz farkımızdan fazladır görmek isterseniz kabul etmek isterseniz varız biz yoksa refüjde kalakalmış evrenin yok olmaya yüz tutmuş insan tohumlarından biriyiz.


Sözün özü suriyelilerdir .. Bugün yüzden belki de iki yüzden fazla (görünen sayı) bir kafile gelmiş ben onlara şaşkın şaşkın bakıyorum onlar bana , hepsinde bir yorgunluk bir tükenmişlik .Öyle görünce üzülüyorumi iyi ki diyorum gelmişler ülkemize ama bazen de kızmıyor değilim . Bir çoğu çalışmıyor çalışmadan yaşamını idame edeceğini düşünüyorlar böyle bir şey mümkün olabilir mi ? Bir hamalın ne dik bilmesi ne tahsili olması gerekir gücü yeten  herkes bir hamal olabilir ama çalışmıyorlar çalışmak yerine dileniyor kısa yoldan para kazanmaya çalışıyorlar hepsi için demiyorum elbette çalışan suriyeliler görüyorum hoşuma gidiyor çalışkan olan her kim olursa severim. Tamam kültür olarak farklılar bizden ama bu onların insan olduğu gerçeğini değiştirmiyor ki .. Geçen gün arkadaşım anlattı , komşunın ufak bir oğlu çocuk parkına  oynamaya gitmiş fakat parkta o kadar çok suriyeli çocuk varmış ki oyun oynamadan ağlayarak geri dönmüş  annesi ne olduğunu sorunca parktaki çocukların hepsi ingilizce ( arapçayı ingilizce sanmış :D ) biliyor anlaşamıyorum demiş ..
Bunu duyduğumda tek düşündüğüm mühim olan çocukluğun masumiyetini koruyabilmek dedim içimden , biz yetişkinler " her tarafı suriyeliler kaplamış " diye isyan ederken o , onlarla anlaşamıyorum diye isyan ediyor . Keşke dedim keşke her insan büyümese büyüse bile bu masumiyetini koruyabilse inan dünya daha yaşanabilir halde olurdu.

29 Temmuz 2015 Çarşamba

unidentified





Aşk hakkında yazamam ben korkarım , çok büyük cesaret , büyük paşalık sözler ister belki de .. halbuki benim bildiğim tek bir şey vardır o da , aşk; kazananı ve kaybedeni olmayan üç kişilik bir oyundur . Bunun dışında da pek bir şey bilmem o yüZden ne bu bloğumda ne de önceki bloğumda hiç göremezsiniz bu tür bir yazı, belki de büyük sözler istemez gündelik düşünceler yeter yazmak için ama yine de aşk üzerine düşünüp yazmak yerine hayat üzerine düşünmeyi yeğlerim,


Hayata bakış açım biraz değişik sanırım o yüzden bu kadar çok düşünmem , bilmiyorum bildiğim şey  ben bu hayata bir kez geldim ve kendi benliğimin izin verdiği sürece farklı şeyler denemeliyim geçen her saniye benim aleyhime işliyor ve bu geçen her saniye acı çekmek üzülmek veya diğer kötü şeyler için hızlı geçiyor elden geldiği kadar güzel geçirmeye farklı şeyleri denemek gerekiyor belki bundandır evliya çelebiye rakip oluşum sürekli bir arayış içinde sürekli bir yolculuk hali , hayat da zaten yolculuk etmek değil midir nereye varacağını bilemeden varış noktası olmadan

Yolculuklar illa ki şehir dışı olmak zorunda değil şehir içi yolculuklarda siz istedikten sonra gayette ilgi çekici olabilir :) Hatta bazen bir yere gitmeden kendi içinizdeki yolculuk bile yeter artar  .. kendi içinizdeki yolculuk , çoğu zaman bilet bulamazsınız bulmak istemez mazeretler uydurursunuz ama ne çare insanoğlu doğduğu anda  beklemek için durağı ve Geriye dönüş için U dönüşü olmayan yolculuğa çıkmıştır bir kere..

Aslında çoğu zaman fotoğraftaki kedi gibi tüm hayatımızı bir hatıralar kutusunda geçiriyormuşuz gibi geliyor sadece belli bir döneminde yaşıyor insan sonrasında o yaşadıklarıyla idare ediyor etmek zorunda hissediyor ama bir  yolculuktur diyorsak eğer bu hayata ne hatıralar ne de gelecekteki yaşanılacak olanlar ilgilendirmeli insanı salt yaşamalı . 

Sahi bunu başarabilen var mı ? 


20 Temmuz 2015 Pazartesi

Otobüs Yolculuğu ve bir takım heyecanlar


Bu sene biraz farklı , tüm bayramlar fazla tatilli denk geldi hatta öyle ki bugün yeni ramazan tatilinden çıkmışken işte kurban bayramını hesaplayanlara denk geldim kendi aralarında arife gününü devleti tatil yapıp yapmayacağını tartışıyorlardı.Bense Arifenin tatil olduğunu en son duyanlardanım haberim yoktu dolayısıyla hiçbir şekilde bayram tatili için hazırlığım yoktu , ona rağmen öğrenir öğrenmez otobüs bileti almak için yoğun uğraşlara girdim .Fakat ne mümkün ek seferler bile dolu , neyseki yerel bir firmada bir tane bulabildim ama adam gel 1 saat içinde al diyor bana ben daha işten çıkmamışım , işten çıkcam büyükşehir bayram trafiği mümkün değil diye söyleniyorum içimden ama bir yanda da o otobüse binilecek mariposa ! ültimatomları veriyorum .

Neyse işten çıktım koşa koşa otogar yolunu tuttum otobüsüm 7,30 da ben otogara 7,25 de gelmişim .Ve otogar içinde  daha yürümem gereken mesafe var  yanımda da iki kişi var benden ufaklar koşmaya başladılar baktım olmayacak ben de iş kıyafetiymiş , topuklusuymuş şuymuş buymuş demeden  koşmaya başladım onlar önde ben arkada bir iki dakika sürmüştür bu koşuşturma bilet satış yerine geldiğimde adam bilet kalmadı ayırtırdığınız bileti de sattık dedi ,(tahmin ettiğim üzere ) ama gel sana buluruz yer dedi , ben tabi şaşırdım neyse çıkmadık candan ümit kesilmez deyip gittim otobüsün yanına , eveeeet adam haklıydı mükemmel bir yer verdiler bana "hostes koltuğu" şoförün tam yanında neyse gittim oturdum ama sanki yolun içinde gibiyim hemen bir kemer arayışına girdim YOK  koskoca otobüste en ön koltuğunda BİLE EMNİYET KEMERİ YOKTU .  Yol ile bütünleşik bir yolculuk beni bekliyordu  Tamam çok kemer takan biri değilim ama bu başka en önünde önündeyim ani bir fren sıksa bile dengesiz dengemi kaybedebilirim o derece yani  bunları düşünürken aklıma Paris 'e gittiğimizde yaşadığımız olay   geldi ,  Paris'te Havalanında bizi merkeze götürecek shuttle'a  binmiştik tam saatinde hareket etmesi gerekirken biraz gecikti sonra bir de farkettik ki otobüsün hostesi , otobüsteki herkesin emniyet kemeri takıp takmadığını kontrol ediyormuş ve inanır mısınız koskoca otobüste yalnızca ben ve arkadaşlarım kemer takmamışız bir tek bizi uyarmıştı .. yurtdışındayken  başka  o kadar  çok utandığımı hatırlamıyorum . ( Türk her yerde Türk :D ) 

Şimdiyse "güzelim " ülkemizde takacak kemerimiz bile yoktu diye söylenirkeeeen bir ses tüm düşüncelerimi böldü , adamın biri hemen yanı başımda bir yandan gülerek " bir daha böyle yolculuk denk gelmez keyfini çıkar " diyor bir de baktım şoför ile hostes koltuğunun arasındaki koridora bir adam oturmuş . onun şokuyla " yaa evet benim de ilk deneyimim böyle " dedim  neyi deneyimliyorsak bir otobüs insan ölümü deneyimliyoruz herhalde. 
Doğuya giden yakınlarım koridora çocuklarının yatırıldığını  koca otobüslerin aralarına tabure falan konduğunu söylemişti o zamanda garip kaçmıştı ama insan kendi deneyimleyince ayrı bir duygu ,

Neyse , Ben , benim dibimde ortayaşlı amca onun yanında şoför  , az gittik uz gittik bi an sigara kokusu geldi burnuma bir de baktım bizim şoför sigara yakmış pess dedim yaa nereye düştüm ben bir elinde sigara diğer eli direksiyon başında ikinci şeritte yavaş giden arabalara selektör yaparak kenara çekilmelerini yoksa ezeriz haa mesajını veriyor .. En son saldım kendimi ben de arada amcanın yaptığı esprilere  gülerken buldum boşver kendi kendime sağ sağsalim evine git Mariposa o yeter sana dedim o moddaydım yani .. 


Öylesine hareketli yolculuğumdan sonra tatilde görüştüğüm arkadaşlarım   lunapark'a gidelim eğlenir eski günleri yad ederiz dediler ,    arkadaşlara yok sağ olun ben otobüsle geldim  daha geri dönücem , dedim .
Anlamadılar , güldüm . 





19 Temmuz 2015 Pazar

zor .kolay.



Günler geçer haftalar aylar , siz sokaklardan geçersiniz caddelerden patikalardan ıssız yollardan bazen büyük gelir dünya bazen fındıkiçi kadar bazen siz büyük gelirsiniz dünyaya kazanırsınız bazen de kaybedersiniz en baştan durmadan kazanmaya proğlanmış beyninizle hep daha çoğu dersiniz daha azını isterken bile .sizin için en anlamsız şey başkasının mutluluğu olur anlamaya çalışırken bile yorulursunuz yorulur dinlenmezsiniz insanları geçersiniz onlar sizi geçer sonra si vaZgeçersiniz bazen vazgeçilirsiniz Bazen yalnızsınızdır bazen kalabalık bazen ikisi bir arada üzülürsünüz bazen yaşarsınız bazen üzülmüş gibi yaşarsınız profesyolsinizdir miş gibi yaşamaya , sevinmek hakkında en ufak fikriniz yokken mutlu olduğunuzu sanırsınız sevgi ve umut sözleri hiçbir anlam ifade etmezken tanım ararsınız bilmezsiniz yüreğinde hissetmenin ne demek olduğunu öfke sevinç üzüntü hasret her daim yanınızda sevdikleriniz uzakta siz kendinize uzak arkadaşınıza yakın belki bir nokta koyarsınız hayatınıza belki virgül deryası olur hayatınız amacınıza ulaşamadığınızı düşünürken amacınızın olmadığını farkedersiniz.Yaşamak bilinmezliktir bilseydin yaşamı ölümü çözerdin durmadan geçen zamanı değerlendirmektir tüm amacın zaman durmaz akar sense kaybolursun zamanın içinde  anlamacın yokken bile çevirirsin sayfaları eksik fazla demeden kitap okur gibi yaşarsın neden diye sormazsın oku demişler sana yaşa ve tüket kolay demişler zoru bilmeden yaşa uzun kısa demeden yaşa bu dünyada sonrası var mı yok mu düşünmeden azı çoğu budur dünya büyüktür  insan küçük kabul etmesi zor hayat kolay.


MİM(Kİ)


Araştırma şeysini bazen abartıyorum ben ya evet evet , özellikle şu mimler söz konusu oldu mu ilk kim yapmış acaba diye merak ediyorum başlıyo o bloğ senin bu bloğ arşınlamaya ,hayır çok  işsiz değilim sadece neyse demicem artık her yazı bir merak konusu olmaya başladı benim :D

neyse bu hoş mim'i  Syrakusa göndermiş ama asıl olarak bu sevimli blog kardeşimiz İrem yağizel oluşturmuş

Kısa tam yaz mimi Dileyen herkesler yapabilir :)

1. Haziran ayında en çok dinlediğiniz şarkı 

Haziran değil de temmuz diyelim haziranı hatırlayamıcam şimdi

The XX - Together 


2.Kitap okurken genelde hangi tür şarkılar dinlersin

Kitapla birlikte giden en iyi şey "DENİZ sesidir".Dalgaların çıkardığı ses ile kumsaldaki insan sesleri , esen meltemin ağaç yapraklarında oluşturduğu o hışırtılar eşliğinde oluşan muhteşem senfoni

3.Rock mı Jazz mı ?

Jazz da severim ama Rock başka .

4. Hangi şarkı seni huzura çağırır

Zor bir soru bu yaa zira aslında huzur kelimesi zor bir şey tanımını yapamadığım tam olarak bildiğim bir şey değil yine bir cevap verecek olursam Yann Tiersenin La phare albümündeki herhangi bir şarkı veya bir çoğunuz mutlaka bir yerde denk geldiği bob acri olabilir

5.Bu yaz ayını hangi şarkıyla anlatırsın 

o kadar sıkıcı şarkı henüz bestelenmedi

6.Bir sokakta yürürken en çok hangi şarkı tempona arkadaş olur?

Bu sürekli değişen bir şarkı bu aralar özellikle şunlar ; imagine dragons- dream
                                                                                  keane-somewhere only we know


16 Temmuz 2015 Perşembe

Uluslarası Hayvan Hakları Komisyonu

                                 


Dün cüce gezegen ile araştırma yaparken çok hoş bir haberle karşılaştım sizlerle paylaşmak istedim , 
BM 'in yargı organı olan Uluslarası Adalet Divan'ına da ev sahipliği yapan Hollandan'ın Lahey kentinde  yeni bir oluşum başlamış hem de "hayvan hakları " üzerine yaban hayatı komisyonu kurulmuş  özellikle nesli tükenen hayvan ticaretin üzerine devletleri uyarı amaçlı bir oluşum yani yaptırım yetkisi henüz yok ama henüz diyorum bu olmayacağı anlamına gelmiyor .. Olması gerekiyor Zira dünya genelinde suç sıralamasında yaban hayvanı kaçakçılığı dördüncü sırada geliyor yani sizin anlayacağınız (ne yazık ki ) bu denli kirli paraların döndüğü bir sektör haline geldi 

Komisyon şimdilik yalnızca yaban hayvanı ticareti için olsa da ilerleyen dönemde hayvan istismarına yönelikte "yaptırımsal" uygulamaların başlayacağına inanıyorum ..
Umarım günün birinde bizim ülkemizde de hayvan hakları mahkemesi kurulabilir .

Geçen sene Tayland'ta çekilen bir belgesel izlemiştim o bölgedeki çok fazla hayvan katliamı gerçekleştiği için özel koruma birlikleri oluşturulmuş ama çeteleşme o kadar ilerlemiş ki buna ne polisler ne de özel koruma birlikleri buna engel olabiliyormuş çok acı ..

Bütün bunlardan daha acı olan şeyse hayvan hakları denildiğinde ne hayvan hakkı insan hakkı bile yok zırvalarına başlanıyor her şeyde kendini üstün sayan insanoğlu durmuyor kendini tüm dünyanın imparatoru ilanına devam ediyor devam ettikçe katliamlar devam ediyor baZen düşünüyorum da belki de bu dünya da tek fazlalık insanoğludur..

SİX FEET UNDER

 
 
Veee uzun süredir kafamda tasarlamasını yaptığım bi an öne izleyip bitiripte yazmayı istdiğim beklenilen yazııı ! Bu benim bloğumda hatta hayatımda yazdığım ilk dizi filmi  yazısı olacak o yüzden bir dizi tahlili nasıl yapılır bilmiyorum ben içimden geldiği gibi bol spoilerlı bir yazı yazacağım eğer bu diziyi izlemeyi düşünen varsa şimdi çıksın bloğumdan hemencik izlemeye devam edenler okumaya devam edebilir çünkü olaylar değil kişisel tahliler yer alacak :)
 
Eveeet "SİX FEET UNDER" nasıl izlemek aklıma geldi , böyle bir diziden nasıl haberim oldu
 
Malumunuz olduğu üzere dizi falan izlemem ben ama bu diziyi sevgili komşularım zihin ve afede sayesinde öğrenmiş oldum neden bir şans vermeyeyim dedim , onlar beğendiğine göre güzel olmalı tahminimde yanılmadım cidden harikulade bir dizi hatta sinema filmlerinden oluşan bir dizi denilebilir . İstenilse her bir bölümünü bir sinema filmi şeklinde izleyiciye sunulabilirdi belki de bu sebepten ötürü çok hoşuma gitti bilmiyorum klasik iki kişinin aşkı üzerinden gelişen olaylar serisi değildi gerçek hayatın kendisi gibi acı ile mutluluk birbiriyle o derece iyi yoğrulmuştu .
 
Acı derken tek acı birisinin hapse düşmesi ya da hastaneye gitmesi değil . İnsanoğlu o kadar zayıf bir yarattık ki acı çekmek çin herkesin kendine göre sebepleri var dizi de bunu çok iyi anlabiliyorsunuz yeri geliyor yalnız kalma korkusu acınız oluyor yeri geliyor sevgisizlik .. En sevdiğim yanı da filmi yapımcısı Alan Ball tüm bunlar yaparken aşırıya kaçmamış  film bir cenaze evinde yaşayan ailenin hayatını anlatıyor ama aşırı bir acı hüzün yok aşırı bir mutlulukta yok hayat gibi işte ne tam anlamıyla mutlu olursunuz ne de hüzünlü hatta sonunda bile ben hangi akla hizmet öyle düşündüysem eski Türk filmlerden çıkma bol hüzünlü insanın ciğerinin sökecek bir son bekliyordum ama değil bu şekilde açık bir dram yok .. Dram izledikten sonra geliyor dizi bitiyor ve bi an kalıyorsun "evet çevremdeki  herkes bir gün ölecek hayat bir devir daim halinde yaşayabildiğin kadar yaşa hayallerinin peşini bırakma " ya da tam tersi " her şeyin bir sonu var bırak hayalleri çevrendekiler ölmeden onlarla daha çok vakit geçirmeye bak " gibi gibi bir sürü düşünce oluşuyor beyninizde içinizde bir burkulma oluyor ama ne olduğunu falan bilmiyorsunuz öyle garip bir his işte .. En azından ben de öyle oldu :)
 
Dizi de dikkatimi çeken bir şey de filmdeki bütün karakterlerin temelinde " sevilme isteği" olması dizinin yaratıcısı adeta insanoğlunun aslında ne kadar aciz olduğunu bir çok bölümde sevilme isteği dürtüsüyle hareket ettiğini açık bir şekilde göstermiş , nate , brenda , David , claire , billy hatta o yaşına rağmen ruth bile ne yapıyorsa temelinde sevilme isteği var ..Öyle de değil midir zaten insanın varoluşundan beri değişmeyen şeylerden biridir bu ..
 
Gelelimmm benim dizideki favorimee :D şimdik biraz sizi şaşırtacağım
 
Benim favorim aslında başta Nate  karakteriydi gerek hayallerinin peşinden gitmesi sonrasında ailesine sahip çıkması gerekse aktivist bir kişiliği canlandırmasıyla  gönlümü kazanmıştı sonrasında Nate 'in sevilme isteğine yenik düşmesi beni kendisinden soğuttu
 
Tam o sıralarda ergenlik halleriyle beni diziyi izlerken çıldırtan Claire büyüdüüü ve kendimle özleştirdiğim bir çok özelliği oluşmaya başladı bu o karaktere yakın hissetmemi sağladı gerek sanatsallığı gerekse gözükaralığı özgürlüğüne düşkünlüğü ve yine aktvist yönünn olmasıyla özellikle son bölümlerde daha netleşmesiyle ısındım gittikçe ona htta favorim de olabilirdi kiii o lanet olası demode adam olmasaydı. Claire karakterine sahip bir kız gerçek hayatta asla öyle bir adamla birlikte olmaz ayy bi de evlenmişler yok artık dedim senarist saçmalamaa diye bağırdım ( evet cidden bağırdım ) ama çok geç dizi bitmişti :D tabiki asıl sebep bu değil  asıl sebep Claire canlandıra Lauren Ambrose 'nin "bana göre" berbat oyunculuğuydu . Yani neredeyse kristen stewart ile yarışacaktı o derece kaşı gözü ayrı oyunuyordu en son bölümlerde tamam claire sen acı çekme anladık biz seni modundaydım ..
Bir de son olarak eklemezsem olmaz kızıl saç yaşlanınca sarıya dönmez kim uydurmuşta Claire ' nin ilerleyen vakitlerde saçıın sarartmışlar anlamadım dönmez arkadaş biliyorum  tecrübe sonuçta.:D
 
Ruth karakteri de olabilirdi favorim histerik halleriyle cidden çok iyi oyunculuk çıkarmıştı özellikle son bölüme claire hayallerinin peşinden gitmesini söylerken sankim bana diyordu öyle gerçekçiydi . Kendisi yaş falan dinlemeden yaşamı için çabalıyordu mücadeleci halleri takdire şayandı ama favorim için yeterli değildi
 
Evet kim acaba brenda mı dediğinizi duyar gibiyim ama hayır tabiki o çatlak brenda favori karakterim değil benim favorimmm brenda 'dan daha çatlak olan kardeşi BİLLY di :D
 
 
 
İsminin ne kadar berbat olduğunun farkındayım filmde ana karakterler arasında yer almadığının da  farkındayım ama işin açıkçası bence oyunculuğu çok iyi dizinin sonunda yapımcıyı arayıp naptınız billy 'i hastaneden çıkardınız mı falan diye sorasım geldi o derece inandırıcı oynamıştı . Bir de tabi işin kişisel yönü var billy karakterine yakın sevdiklerim var evet kabul bu durum biraz ilginç ama naparsın var yani ve oldukça içteler billy karakteri de öyle aslında tek derdi onu koşulsuz birisinin sevmesi sonrasında billy 'nin yaratıcılığı da çok iyidi güzel sanatlarda doç . eee bir karakter iyi olabilmesi için daha napsın ama di mi :)
 
öyle ya da böyle ilk defa bir diziyi bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum bazı günler üç dört bölüm birden izlediğim oldu o derece sarıyor sizi diğer dizilere göre  saçma diyaloglar süreyi uzatan monologlar yerine  bu dizi de bir cenaze töreninden bile öğreneceğiniz çok olduğunun farkına varıyorsunuz bir yanda üzüntüden gözyaşı dökenler diğer yanda sevinçten gözyaşı dökenler işte hayatın çıplak gerçeği topu topu 65 bölüme sığmış ..
 
izleyin , izlettirin .
 
bir çok güzel müzikleri de var onu da bahsetmeden geçmiyim en sevdiğim üçünü buraya koyuyorum zaten bildiğiniz şarkılardır özenle seçildiği o kadar belli ki şarkıların ..
 
( radiohead - lucky )
 
(the arcade- cold wind )
 
(nine simone - feeling good (muse versiyonu da güzeldir feeling good 'un )

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Büyüklere Masallar* 6)



Siz komadayken olur biter her şey , ömür boyu komadır kimilerinin yaşama anlayışı kimilerinin ciddi anlamda komada geçer . Benimki ikinci söylediğim ,daha doğrusu düşündüğüm , oluyor konuşamıyorum ama düşünebiliyorum komanın en güzel yanı bu sanırım düşünmek isteyip vakit ayıramadığım hayalini bile kuramadığım şeyleri özgürce düşünüp hayalini kurabiliyorum kimse "pardon" deyip bodoslama dalmıyor hayallerime yalnız ben ve ben başbaşayız hem de hiçbir kaygı duymadan , başta ailem için kaygı duymuyor değildim sürekli başımda bekliyorlardı haftalar aylar geçti artık bazı haftalar gelmiyorlar bile darılmıyorum onlara gelmesinler benim nasıl koma hayatım varsa onların da rutin hayatları var .

Rutin hayat hepinizin yakından bildiği bütün bi hayatları işten ibaret olan şey. ne kadar hayat denilirse artık, sabahtan öğlene kadar öğlene iş bırakmamak için çok çalışmaya çalışmak arada öğlen ne yiyeceğini düşünmek öğleden akşamüstü de bi an önce saat dolsun diye akrep ile yelkovanı kovalamaca aynı otobüse binip telefon başlı ayaklar görme arada şöföre sövme eve gelme ..rutinin bile sıkılacağı bir hayatı özenmiyorum aslında hani nerdeyse iyi ki kaza geçirmişim diyeceğim hattas sanıyorum o tır şöförünün lastiği patlayıp öylesine zincirleme kazada tek benim komalık olmam benim için bir lütuf  ..

Rutin yaşamdan koma yaşamına geçiş yaptım kendimi yavaş yavaş rutinlikten öldürmek yerine kolay olanı seçtim koma dünyasından hayal dünyasına geçiş yapacağımı biliyorum ama geçiş yapmadan tekrar bi annemin su böreğinden yiyebilseydim kaza olmasaydı o akşam yapmıştı annem , aklımda kaldı canım çekti işte .. Ne zaman gelirler acaba onlar benim yanıma annem hayal dünyasına gelir gelmez yaptıracağım o zamana kadar özlemeye devam .. Rutin hayatta olsam bi çaresi düşünülürdü her şeyin çaresi vardır orada , zaten insanlar o yüzden bırakmak istemez yoksa niye gelmesinier buraya bilmiyorum belki de burada da vardır her şeyin çözümü , ölüm işte hayatın gizemi . şu komadan oraya bir geçiş yapabilsem  ah bi yapabilsem çözcem her şeyi ..

Artık bi an önce geçiş yapmak istiyorum üzülmez kimse geçiş yaparsam sevenim çok çok olmasına ama dedim ya rutin hayatta her şeyin bir çözümü var insanın bile ..yok derler ama vardır her şeyin yedeği. deniyelim görelim bay bay koma hayatı hoşgeldin hayal dünyasııı

7 Temmuz 2015 Salı

the reason

Hayatı bir film karesinin içine almak istediğimizi düşünüyorum bazen sonra kendi filmimde nerede olduğumu düşünüyorum kaçıncı karede kaç kişi ne kadar yer kaplamış, hayat bir  dama gibi sürekli kendi çapında bir planlama olsa bile sonuç yine de karşıdakine bağlı oluyor bazen düzlüğe çıktığınızı sanarken bir de bakıyorsunuz aslında sadece kendi çukurunuzda boğulmuşsunuz.Yalnız kalmaktan korkarken kalabalıklara giremez olmuşsunuz , yalnızlıktan boğulmak üzereyken yardıma koşan elleri çevirir olmuşsunuz, korkak olmuşsunuz ..

 Hoobastank - Reason

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...