27 Haziran 2016 Pazartesi

Kaybolmadan Keşfedemezsin Bir Şehri ** İSTANBUL **



Dertsiz başıma dert buldum hooff koşun komşular yetişin bulun bir çare derdime  kör olmayasıca istanbul ben geleceğim diye süslenmiş püslenmiş en güzel elbisesini giymiş ben gelicem diye en güzel kokularını sürmüş  baş başa kalabilelim diye her şeyi ayarlamış yalnızca ben ve İstanbul gerisi teffuruat insanlar ve eşyalar tabiki teferruat . a kişi olmasa da yaşardın b kişi olmasada bir ceket bir düğmesinden vazgeçerse ceketliğinden ödün vermez neyse bırakalım ceketi onu giyende kalsın konumuz istanbul , son şans verdiğim koca şehir son şansında şeytanın bacağını kırdı ve kendini sevdirdi bana bunda kesinlikle yalnız olmamın etkisi çok fazla. 


Arkadaşlarımla olduğum her yer benim için güzeldir eğlencelidir bi yerin güzelliğine varabilmem için orayı özümsemem orada yaşayan diğerlerinden farklı olmamam gerekiyor diyerekten çıktım yola ikincisi gün amacım kabataş -istiklal - cihangir- beşiktaş rotasını izlemekti . ama son anda istanbulda yaşayan bir arkadaşımın buluşma talebiyle 3 saatlik gecikmeyle beşiktaşa gidemedim ziyanı yok daha önce gitmiştim kaç yıldır kullandığım güzelim sırt çantamı da ordan almıştım hatta  bu gereksiz ayrıntıyı da  niye verdiysem , 



Neyse arkadaşla istiklal de buluştuk  diğer istanbullular gibi taksim meydanında , ankaradaki arkadaşlarla da kızılay avm nin önünde buluşuyorduk :D hangi şehire gidersem gideyim hemen buluşma yerlerini önceden belirleyip ona göre seçiyorum :P bi istiklal turu yapıp yemek yemekti amacımız , ben umutlu ben saf arkadaşınız sanıyorum ki arkadaşım beni  sahaflara falan götürecek yok terkos pasajı yok bilmem ne avm yok şu dükkan bu dükkan boş bir üç saatin sonunda onu çok yorduğumu akşam işe gideceğini bahane ederek kaçtım ve özgürlüğüme kanat çırptım  :)



 Önce istiklalin arka sokakları sonra daha önce hiç gitmediğin nevizadeye , boş boş sokaklarında gezdim sorsanız ne diye geziyorsun amaçsız gezmek görmekti amacım ,  kimbilir kaç dertli insan o masalarda derdini döktü diye düşünebilmek hayallerimde onların dertlerine derman olabilmekti  .. Sonra yürürken bi anda james joyce yazısına rastladım hemen neresi diye merak ettim meğersem bi mekanın adıymış   gündüz saati sayılabilecek vakitte gidemezdim benim yerime gidecek olan varsa jolly jokerin yanında diye hatırlatıyorum gidin de benim yerime söyleyin joyce a yakışır bi mekan olmuş mu :) 




Sonra beyoğlu sahaflarında aradığım kitabı bulacağım diye girdiğim bi yolda adını şuan hatırlayamadığım bir pasaja girdim aradığım kitap  bütün sahafçıların bildiği ama hiçbirinde her nedense olmayan bir kitaptı bu durum beni üzdü sen git istanbullara bi kitabı bulama dolayısıyla yine vurdum kendimi yollara bi kaç defa galatasaray lisesinin önünden geçtim yandeks nav. her daim açamıyordum şarjı hemen bitiyordu o yüzden kendimi istiklal- cihangir arasındaki sokaklarda bıraktım eski tarihi binalarını  ufak vintage dükkanlarını sevimli köpeklerini mayışık kedilerini  gördükçe zihnim bana oyunlar oynadı kendimi Floransada gibi hissettim biliyorum çok benzemiyorlar ama  yalnızca o caddeleri için benzerlik az kalırdı ..




Çok yürüdüm amacım cihangir parkına gitmekti gidemedim yoruldum  masumiyet müzesinin önünden geçerek bi açık mı şansımı deneyeyim dedim kapalıymış sanatkarla parkına gideyim öyleyse dedim neresi olduğunu bilmiyordum yürüdüm sokakların ve manzaranın insanların tadını çıkararak (insan bir yaratığın kendi cinsi için farklı bir şeylermiş gibi " insanlar " diyerek nitelemesi ne denli doğru bilmiyorum , düşünsenize  evdeki kediniz size ya bu kediler diye başlayan cümleler kurduğunu diye düşündüm ) 


Yürüdüm yürüdüm tam kayboldum derken şu sevimli hanımefendiyle karşılaştım

Bana cihangir merdivenlerini yolunu gösterdi sonrada bu muhteşem manzaranın tadını çıkarırken bana eşlik etti , bu manzara tüm yorgunluğuma değdi , ta ki bi  erkek bozuntusu laf atıp huzurumu kaçırıncaya kadar sonra mecburen  kalkıp karaköy iskeleye doğru  yürümeye başladım karaköydeki sözde lüks insan yığını o mekanlara gelinceye kadar bi kez daha bir serseri yüzünden yolumu değiştirmek zorunda kaldım onun dışında her şey çok güzeldi 

Karaköyde bu fransız sokağının olduğu yerleri falan boşverin o sokağın hemen bitiminde bir pilavcı abi var ona gidin yok yere paraınızı  çöpe  atmayın bir etiket uğruna o rahatsız edici koltuklara kendinizi ,kulaklarınızı o gereksiz gürültüye mahkum etmeyin.

Her anın tadını çıkarın unutmayın  eğer bulunduğunuz ortamda mutlu değilseniz çok büyük bir sorun var demektir ve hayat bu sorunlarla uğraşmak için çooook kısaa !

Herkese mutlu haftalar olsun :)

26 Haziran 2016 Pazar

Bir İstanbul Seyahati 🌻 Eminönü&Galata 🌻

" Bir yeri ancak yürüyerek keşfedebilirsin" der babam küçüklükten yana ne zaman yollar beni çağırsa bu sözü aklıma gelir tabana kuvvet der içimdeki sese kulak veririm.Gezi anlayışım biraz farklıdır benim elimde bir rehber kitabı bana oraya git buraya git diyen o çok bilmiş gezgin ruhundan anlamayan yazarlara da  sinir olurum zira gezgin ruhunda sınır yoktur seni neyin beklediğini bilmeden çıkarsın yola ören yerleri müzeleri elbette gezersin kültürlenme bu işin olmazsa olmazıdır ama motomot kapitalizmin size özgür dünya adıyla dayattığı bütün sınırları kaldırmak mecburidir " şunu yapmalıyım buraya gitmeyelim şurda şunu yemeliyim diye bir şey benim gezi anlayışımda yok sırf insanlar sevdiler diye benim de aynı şeyi sevme zorunluluğum olamaz kimsenin olamaz ama öyleyken insanlar sırf popüler kültürün dayattığı byaşantının bir parçası olma adına x i görmeli y yi gezmeli z de yemek yemeli gibi bir çıkmazın içine düşünüyorlar. Bırakın bunları arkadaşlar günlük yaşamda zaten sınırlanan bizler yaptığımız bu ufak kaçamaklarda hem zihnimizi hem bedenimizi özgür bırakalım Velhasıl tüm bu düşünceler çerçevesinde niye size gittiğim yerlerin yurt içi-yurt dışı yazılarını paylaşmıyorum bilmiyorum belki bu yazı bir başlangıç olur  ne dersiniz gezi bloguna dönmeden sizi zihinlerinizi özgür bırakmanız da yardımcı olabilir miyim :)

Bir başlangıç bu kadar uzun olmamalıydı evet biliyorum ama sevdiğim konulardan konuşmaya başlayınca susmayan bir yapıya sahibim o yüzden  yazının başında sıkılan veya bu yazı da  istanbulda gezilecek yerler karaköydeki yemek yenecek mekanlar görülecek şeklindeki soruların cevabını arayanlar yazının devamını okumasalar da olur . (Kibarca kovdum insanları :p)

Tamamm bugün size mükemmel bir istanbul nasıl gezilir onu anlatcam gelin canlar ,  benim aslında gezme birinci amacım değildi iş dolayısıyla istanbula gitmek zorundaydım iş planladığım gibi bitmeyince bana kaldı sadece istanbulun tadını çıkarmak !

Kaldığım yer kadıköy merkezde olunca ee ben de metropolün göbeğinde olunca dedim ilk gün fazla açılmayayım şöyle kadıköy-moda arasında yarım ay şeklinde gezeyim . Biraz kadıköy merkezde biraz moda nın sakin sokaklarında dolaştım ama  o fark ettim ki o an  bünyem o sakinliği istemiyordu istanbula geldiğimi hissetmek o karmaşayı yaşamak istiyordum hemen kadıköy iskeleye çevirdim istikametimi amacım karşıya geçmekti  karaköy mü  - kabataş mı ikilemi yaşarken telefonum çaldı arayan istanbulda yaşayan ama o an için şehir dışında olan arkadaşımdı bana karaköy civarını  sonrasında tünel ile istiklale geçmemi  önerdi ben de atladım vapura indiğimde nereye gitmem gerektiğini bilmiyordum karaköy iskelesinin bi iki sokağında dolaştıktan sonra  galata kulesine selam verip eminönüne geçtim neden sonra istiklale gideceğim diye çıktığım bu yolda ne  oldu nasıl oldu oradan oraya koşuşturan taşıyıcı ve meraklı gözlerle bakan esnafın arasında daldığımı farkettim . 

Mısır Çarşısı Kapalı çarşı derken Beyazıt civarına  kadar çıkmışım mısır - kapalı çarşı kesinlikle beklediğim gibi değildi .Turistlere yönelikti ama ortada turist yoktu .. Onun dışında Eminönü genel itibariyle yine çok etkileyiciydi bir amaç için toplanıp gelen onca insan arasında onları izleyerek amaçsızca dolaşmak 40 derece sıcaklığa rağmen güzeldi . Tarihi yarımada kısmına geçmedim daha önce gitmiştim vaktim de kısıtlı olunca farklı yerler görmek istedim yoksa gülhane parkına falan tekrardan gitmek isterdim . O yüzden eminönü gezisi de çok uzun sürmedi henüz anca akşamüstü olmuştu karaköye yürüyerek geri dönebilir yine hiç çıkmadığım Galata kulesine gidebilirdim . 

Galata kulesine çok üzülüyordum çünkü dışardan baktığında onca bina arasında yapayalnız kalmış gibi hissettiriyordu bana herkesin ölsün diye yüzüne baktığı onun yerinde gözü olduğu yaşlı bir dedeyi andırıyordu çevresindeki binalarda akbabayı .. Neden böyle diyorum farkettiğiniz üzere yakın çevresinde galata kulesininden uzun bir bina yok , var ama o da kot farkından dolayı yine aşağısında kalıyor bu da bir çok aç gözlü proje sahiplerinin gözüne batıyor 20 katlı yapabilecekken niye 15 yapalım ki yıkılsa keşke diye bakıyorlar ama böyle bir şey elbette mümkün değil istanbulsuz galata galatasız istanbul olmaz , öyle ki galata kulesindeyken bile galata kulesinin siluetinin görürsünüz . İstanbul panoramasından bahsetmiyorum bile :) 

Galata demişken söylentiye göre kuleye ilk çıktığın erkek veya kızla evleniyormuşsun  bu durumda galata kulesinin asansörünü kullanan güvenlik görevlisiyle evleneceğim demek oluyor ama güvenlik görevlisi kaçımızla evlenecek onu bilmiyorum her neyse  düğünümüze çağırırız :D 


Gittiğim her yere yürüyerek ve telefonumun haritası (yandeks -google map)sayesinde gittiğim için hem ayaklarım ağrımış hem de telefonumun şarjı bitmeye yakındı henüz kalacağım yeri bilmediğim için ihtiyacım olacaktı . Evet akşam saat 8-9 olmuştu kalacağım yer kadıköydeydi yerini bilmiyordum ve bunu sorun etmiyordum insanın kendi ülkesinde kendi sokaklarında kaybolur mu hiç hatta kendi dünyasında bile kaybolması mümkün değil kaldı ki kaybolun eğer yeterli vaktiniz varsa nesi sorun olabilir ki bunun ..

Bir sonraki günü de yazacağım ama şimdi değil . 



 (The letter - The black heart procession ) 

13 Haziran 2016 Pazartesi

Büyüklere Masallar 9*



Kolunu uzattı istese yetişebilirdi boyu uzundu ama istemedi sakince geri dönül elimen bir şey gelmez dedi bütün laneti üzerine çekeceğini bile bile bir cesaret bunu dedi. Dedi ve özgürlüğüne îkavuştu Uzunca zamandır beklediği bir özlemdi onun için özgürlük .

Hayattayken hep Bedenlerin içine hapsedildiğini düşünürdü hoş şimdi de hayatta istese düşenebilir aynı şeyleri ama düşünmek istemedi onun yerine demli bir çay içip manzaranın tadına varmak istiyordu . Bir anka kuşu kadar özgür olduğu bu anların tadını çıkarmak ..

Sahi en son ne zaman mutlu olmayı başarabilmişti en son mutlu olduğu anı hatırlamaya çalışırken gözüne ayağının kenarındaki siyahi karıncalar çarptı o karıncalar ki o geldiğinden itibaren onun farkındalar ,geldiği andan itibaren onu izliyorlardı ama o hiçbir şeyin farkında olmadan küçük dünyasının büyük sorunlarıyla uğraşmakla öylesine meşguldü ki ancak fark etti karıncaları büyüyünce böyle oluyor demek insan karıncalara selam vermeyi unutuyor.

Çayından bir yudum aldı sonra da bir karıncayı aldı eline masanın üstüne koydu bütün isteği kışa hazırlık olan bu karıncanın da o vadinin muhteşem güzelliğinin farkına varmasını istedi belki de sadece çayını yalnız içmek istemediği için aldı

bir an durdu farkına vardı masada dolaşmaya başlayan karıncayı dar bi alanda hapsedip onu manzarayı izlemeye zorlamak ona yapılan zorbalıklardan farksız değildi. Herkes her şey özgür olmalıydı onun dünyasında hiçbir şey zorlama olmamalıydı serbest bıraktı karıncanın masadan inişini arkadaşlarına nasıl karıştığını izledi bir süre sonra vadi manzarası karıncayı kıskanmış olsa gerek rüzgarını savurdu soğuğu hissetti derken alarmın zili çaldı uyandı yorganı yere düşmüş  üşümüş ..

12 Haziran 2016 Pazar

2*

Size bu dünya haricinde başka bir yer var desem ne dersiniz ?
Kaçınız , kaçmak gitmek ister ?
İnanan Herkes biliyor başka bir dünya olduğunu cennet diyorlar adına ya da cehennem

Koca bir evrende yalnız olduğumuzu tek bir yaratıcı olduğunu tek ırk olduklarını her şeyin onlara özel olduğuna inanıyorlar.
İnanıyorlar onlara söylenen her şeye sorgulayınca cehennemlik oluyorsun cehennemin dibindeki insanlar cenneti arıyorlar cehennemde cenneti arıyorlar şamballa misali olmayan şehri olmayan kenti ufak bir mahallede arıyorlar
Ölümden sonra yaşam var mı bilemem henüz hiç ölmedim ölseydim bilirdim bilmediğim şey hakkında konuşamam ama şuna bakın 

(Pablo Carlos Budass adında sanatçı bu İllüstrasyonunda tüm bir evreni tek kareye sığdırarak adeta biz kibirli insanların aslında ne kadar da küçük olduğumuzu gözler önüne seriyor .Sanatçının gözlemlenebilir evrenin logaritmik resminde Güneş sistemi ortada, iç ve dış gezegenler, Kuiper Kuşağı, Oort bulutu, Alfa Centauri, Kahraman Kolu, Samanyolu, Andromeda Galaksisi, yakın galaksiler yer alıyor dikkatli bakın. )

Böylesine bir evrende yalnız olduğumuza inanmak delilikten öte değil..
Böylesine kocaman bir evrende biz kendini büyük sanan yaratıkların bir noktadan farksız olduğumuz gerçeğini kabul etmemek de delilikten öte değil..

Dünya bir hücre biz hücrenin atomları ne bir eksik ne bir fazla  molekül bile olamayan insanoğluna selam ve saygılarımla.



1*




Hiçbir  şeyin önemi yok benim için yaşamın ya da ölümün her şey insani şeyler asıl olan bütün bunların arkasında yatan şey her şeyin başladığı , bitişin başladığı başlangıçtan farksız değil .
Kopuk bir gitar telinin bağlanma ihtimali nasıl yoksa beni hayata bağlayan ipleri de bağlamak imkansız artık öyleki  gitar telini ancak yenisini takarsanız o telini kullanabilirsiniz ama teli bağlayamazsınız. Ben de ise  yeniden takılması için yeniden doğmam gerekiyor ya da o tele dokunmadan yaşamak
Neden niçin diye sormadan bana verileni sorgulamadan yaşamak yanılma payları koyularak benim için yazılan bu hikayenin sonuna gelinceye kadar rolümü başarıyla  tamamlamak o tele dokunmadan eksik ama tammış gibi mış gibi sen gibi ben gibi herkes gibi dünya gibi kendi evrenimi yaratmak yarattığım evrende mutlu olmak sen gibi ben gibi biz gibi unutmuş gibi sorgulamamış gibi .. yaşamak.

Delirdiğimi söyleyen yanılır aydınlık bu taraf gelmeyin kirlenir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...